İsrail ve Lübnan, aralarındaki sınır ve deniz yetki alanı uyuşmazlıklarını çözmek amacıyla yürütülen diplomatik sürecin altıncı turu için Temmuz ortasında Roma'da bir araya gelecek. İki komşu ülke arasında bahar aylarından bu yana devam eden müzakereler, ABD ve Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda ilerliyor. Görüşmelerin odağında, Doğu Akdeniz'deki zengin doğal gaz yataklarının paylaşımı ve karşılıklı olarak tanınmayan kara sınırının belirlenmesi yer alıyor. Taraflar, teknik heyetler düzeyinde süren görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ancak henüz nihai bir anlaşmaya varılamadığını belirtiyor. Roma'daki turun, özellikle deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda somut adımlar atılması için bir fırsat olduğu değerlendiriliyor.
Müzakerelerin Arka Planı ve Tarafların Pozisyonları
İsrail ile Lübnan arasındaki müzakereler, 2020 yılı Ekim ayında ABD'nin arabuluculuğuyla başladı. İlk turlar, Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) karargahının bulunduğu Nakura sınır kapısında gerçekleştirildi. Süreç, her iki ülkenin de Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarına erişim talepleri nedeniyle kritik önem taşıyor. Lübnan, 2017 yılında yapılan ilk sondaj çalışmalarında önemli miktarda doğal gaz rezervi tespit edilen Blok 9'un bir kısmının İsrail'in ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) içinde kaldığını savunuyor. İsrail ise Lübnan'ın iddialarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve mevcut deniz sınırının Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edildiğini ifade ediyor. Taraflar arasındaki bir diğer önemli anlaşmazlık konusu ise üzerinde anlaşmaya varılmamış bir kara sınırının varlığı. 1948'den bu yana fiilen savaş durumunda olan iki ülke arasında, Birleşmiş Milletler'in 2000 yılında çizdiği Mavi Hat, fiili bir sınır işlevi görse de hukuki olarak bağlayıcı değil. Bu durum, özellikle Şebaa Çiftlikleri olarak bilinen bölgede egemenlik tartışmalarına yol açıyor. Roma turunda, teknik ekiplerin deniz yetki alanlarının yanı sıra kara sınırına ilişkin harita ve koordinat bilgilerini de masaya yatırması bekleniyor. Lübnan heyeti, müzakerelerde daha önceki turlara kıyasla daha esnek bir pozisyon sinyali verirken, İsrail tarafı da ekonomik çıkarlarını koruma konusunda kararlı duruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan müzakereleri, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiği açısından büyük önem taşıyor. Bölgede son yıllarda keşfedilen dev doğal gaz sahaları (İsrail'in Leviathan ve Tamar sahaları, Mısır'ın Zohr sahası), enerji arz güvenliği ve ticaret yolları üzerinde yeni bir rekabet ve iş birliği dinamiği yarattı. İsrail, doğal gazını Mısır'a ihraç ederek sıvılaştırma tesislerinden Avrupa'ya ulaştırmayı hedefliyor. Lübnan'ın da kendi gaz rezervlerini işletmeye başlaması halinde, bölgede enerji odaklı bir ekonomik kalkınma ve istikrar süreci başlayabilir. Ancak deniz yetki alanı anlaşmazlığı, bu potansiyeli bloke ediyor. ABD, hem İsrail'in güvenliğini sağlamak hem de Lübnan'ın ekonomik çöküşünü önlemek için müzakerelere aktif destek veriyor. Avrupa Birliği de, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve Doğu Akdeniz'de istikrarın sağlanması açısından süreci yakından takip ediyor. Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi ülkeler, bölgedeki enerji iş birliğine sıcak bakarken, Türkiye ise Doğu Akdeniz'deki kendi haklarının korunması adına gelişmeleri dikkatle izliyor. Roma'nın bu tura ev sahipliği yapması, İtalya'nın bölgede arabuluculuk rolü üstlenme isteğini de yansıtıyor. Müzakerelerin başarısı, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji denklemlerini ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Lübnan müzakereleri, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı uyuşmazlıkları bağlamında Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Türkiye, Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla bölgede kendi çıkarlarını korumaya çalışırken, İsrail ve Lübnan arasında varılacak bir anlaşma, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin desteklediği Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu güçlendirebilir. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki enerji ve siyasi izolasyonunu derinleştirme riski taşıyor. Ankara, müzakerelerin seyrini yakından izlemeli ve kendi deniz yetki alanı iddialarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmaya devam etmelidir. Ayrıca, Lübnan'daki siyasi istikrarsızlık ve Hizbullah'ın varlığı, Türkiye'nin bölgeye yönelik politikalarında dikkate alması gereken bir diğer faktördür.