İsrail'deki Dürzi cemaatinin önde gelen isimlerinden Hikmet el-Hicri, Dürzi toplumunun tarihsel anlatısını Siyonist bir mercekten yeniden şekillendirme çabası içinde. Bu girişim, Suriye'deki iç savaş ve bölgesel güç dengelerinin yeniden kurgulandığı bir dönemde, Dürzi kimliğinin geleceği açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor. El-Hicri'nin bu hamlesi, İsrail devleti ile Dürzi toplumu arasındaki ilişkileri derinleştirmeyi ve Dürzilerin bölgesel bağlarını zayıflatmayı amaçlıyor. Bu durum, sadece İsrail'deki Dürzi azınlığı değil, Suriye, Lübnan ve Ürdün'deki Dürzi topluluklarını da doğrudan etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Hikmet el-Hicri'nin Siyonist Perspektifi
Hikmet el-Hicri, uzun süredir İsrail'deki Dürzi toplumunun sadakatini İsrail devletine bağlamış bir isim. Ancak son açıklamaları, bu sadakatin ötesine geçerek Dürzi tarihini Siyonist ideolojiyle uyumlu hale getirme çabasını gözler önüne seriyor. El-Hicri, Dürzilerin aslında İsrail topraklarıyla tarihsel bir bağı olduğunu ve bu bağın Siyonist hareketin öncüleriyle aynı dönemlere dayandığını iddia ediyor. Bu söylem, Dürzileri Arap dünyasından koparıp İsrail'in sosyo-politik dokusuna entegre etmeyi hedefliyor.
Bu tür bir tarih okuması, özellikle Suriye'deki Dürzi cemaati tarafından büyük bir tepkiyle karşılanıyor. Suriye'deki Dürziler, tarihsel olarak Arap milliyetçiliği ve Baas rejimiyle özdeşleşmiş durumdalar. El-Hicri'nin girişimi, Suriye Dürzilerinin kimlik algısını tehdit eden bir provokasyon olarak görülüyor. Ayrıca, Lübnan'daki Dürzi liderler, özellikle Velid Canbolat, el-Hicri'nin bu tutumunu sert bir dille eleştirerek, Dürzi kimliğinin Arap dünyasından ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor.
El-Hicri'nin bu girişimi, aynı zamanda İsrail'deki Dürzi gençler arasında da tartışmalara yol açıyor. Bir kesim, İsrail'deki entegrasyonun avantajlarını vurgularken, diğer kesim ise bu politikaların Dürzi kültürel mirasını ve dini değerlerini erozyona uğrattığını savunuyor. Özellikle 2018'de kabul edilen ve İsrail'i 'Yahudi halkının ulus devleti' olarak tanımlayan yasa sonrasında Dürzi toplumunda artan hoşnutsuzluk, el-Hicri'nin söylemlerinin ne ölçüde karşılık bulacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Dürzi Tarihi ve Siyonizm Çatışması
Dürziler, 11. yüzyılda Mısır'dan doğup Levant bölgesine yayılan ezoterik bir İslam mezhebidir. Tarih boyunca dağlık bölgelerde yaşayan Dürziler, inançlarını korumak için çeşitli devletlerle pragmatik ittifaklar kurmuşlardır. Osmanlı döneminde yarı özerk bir konuma sahip olan Dürziler, Fransız mandası altında Suriye ve Lübnan'da ayrıcalıklı bir statü elde etmişlerdir. 1948'de İsrail'in kuruluşunun ardından İsrail'de kalan Dürziler, zorunlu askerlik hizmetiyle birlikte devlete sadakatlerini göstermişler.
Siyonist hareketin, Dürzileri 'Yahudi dostları' ve 'İsrail'in doğal müttefikleri' olarak tanımlama çabaları yeni değildir. Ancak el-Hicri'nin bu yaklaşımı, tarihsel gerçekleri çarpıtarak Dürzi kimliğini İsrail devletinin meşruiyetini güçlendirmek için araçsallaştırması bakımından daha da ileri gitmektedir. Dürzi dini liderleri ve tarihçileri, el-Hicri'nin iddialarının aksine, Dürzilerin İsrail ile kurdukları ilişkinin pragmatik bir boyuta sahip olduğunu ve derin bir tarihsel bağa dayanmadığını dile getirmektedirler.
Bu tarihsel çelişki, el-Hicri'nin girişiminin sadece bir kimlik siyaseti meselesi olmadığını, aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin bir parçası olduğunu gösteriyor. İsrail'in, Suriye'nin güneyinde devam eden istikrarsızlık ve İran'ın bölgesel nüfuzuna karşı Dürzileri kullanmaya çalıştığı iddiaları, bu girişimin arka planını oluşturuyor. Özellikle İsrail'in, Suriye'deki Dürzi bölgelerine yönelik son dönemdeki insani yardım ve gizli diplomatik temasları, bu stratejinin somut yansımaları olarak görülüyor.
Bölgesel boyut incelendiğinde, el-Hicri'nin bu girişiminin, Suriye'deki Dürzi toplumunun Esad rejimiyle ilişkilerinde de bir gerilime yol açtığı gözleniyor. Savaşın başından bu yana tarafsız kalmaya çalışan Suriye Dürzileri, İsrail ile artan yakınlaşma iddiaları nedeniyle hem rejim hem de muhalefet tarafından baskı altına alınmış durumda. İsrail'in, Kuzey İsrail'deki Dürzi köylerinde yaşayanların sınır ötesindeki akrabalarıyla bağlarını koparmaya yönelik politikaları, Dürzi toplumunun sosyal dokusunu zedelemeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından dolaylı ama önemli bir öneme sahip. Türkiye, bölgede mezhep temelli ayrışmaya karşı çıkarak, kapsayıcı bir siyasi çözümü desteklemektedir. Hikmet el-Hicri'nin girişimi, Suriye'deki Dürzi toplumunu bölerek, ülkenin toprak bütünlüğünü ve toplumsal dokusunu zayıflatabilecek bir potansiyel taşımaktadır. Bu durum, Türkiye'nin Suriye krizinde savunduğu terörizmle mücadele ve siyasi birliğin korunması ilkelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İsrail'in Dürziler üzerinden bölgesel nüfuzunu artırma çabaları, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve İsrail ile yaşanan bölgesel rekabet bağlamında yeni bir gerilim unsuru oluşturabilir. Türkiye'nin, Suriye ve Lübnan'daki Dürzi topluluklarıyla mevcut ilişkilerini güçlendirmesi bu tür girişimlerin bölgesel yansımalarını dengelemede önemli bir adım olacaktır.