28 Şubat 2026'da ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik ortak bir ABD-İsrail askeri operasyonu olan Epic Fury Harekâtı'nın başlatıldığını duyurdu. Misyonun hedefleri arasında İslam Cumhuriyeti'ni devirmek de vardı. Trump, İran halkına seslenerek, “İşimiz bittiğinde” ifadesini kullandı. Ne var ki bu tür rejim değişikliği girişimlerinin geçmişi, Orta Doğu'da felaketlerle dolu bir karnedir. Irak'tan Libya'ya, Afganistan'dan Suriye'ye uzanan bu operasyonlar, genellikle iç savaş, istikrarsızlık ve insani krizlerle sonuçlanmıştır. Peki, bu yeni operasyon bölgede nasıl bir etki yaratacak?
Geçmişten Ders Almayan Bir Strateji
Tarihsel olarak, ABD'nin Orta Doğu'daki rejim değişikliği çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. 1953'te İran'da Muhammed Musaddık'a karşı düzenlenen darbe, İslam Devrimi'ne giden yolu döşedi. 2003 Irak işgali, Saddam Hüseyin'i devirdi ancak ülkeyi mezhep çatışmalarına ve IŞİD'in yükselişine terk etti. Benzer şekilde, 2011'de Libya'daki NATO müdahalesi Muammer Kaddafi'yi düşürdü ama ülkeyi uzun yıllar süren iç savaşa sürükledi. Uzmanlar, bu müdahalelerin çoğu zaman o ülkelerin siyasi ve sosyal yapısını göz ardı ettiğini ve öngörülemeyen sonuçlara yol açtığını belirtiyor. İran, 1979'dan beri dış müdahalelere karşı koyan köklü bir yapıya sahip ve rejim değişikliği girişimlerine karşı dirençli olduğunu defalarca kanıtladı.
ABD'nin İran'daki rejim değişikliği planları yeni değil. Son yıllarda İran'da hükümet karşıtı protestoları ve rejimin iç kırılganlıklarını fırsat bilen Washington, bu tür senaryoları masadan düşürmedi. Ancak İran'ın devrik liderlerden farklı olarak güçlü bir devlet aygıtı, İslam Devrim Muhafızları Ordusu ve bölgesel nüfuz ağı var. Dışarıdan dayatılan bir rejim değişikliği, İran'da iç savaşa ve ülkenin tamamen parçalanmasına yol açabilir. Bu da sadece İran'ı değil, tüm bölgeyi etkisi altına alacak bir göç dalgası ve kaos anlamına gelebilir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'a yönelik geniş çaplı bir askeri operasyon, Orta Doğu'yu adeta ateşe atabilir. İran'ın misilleme kapasitesi, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, bölgedeki vekil güçleri ve balistik füze envanteri düşünüldüğünde, bu operasyonun sadece iki ülke arasında kalmayacağı açık. Petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecek, tedarik zincirleri kesintiye uğrayacaktır. Ayrıca, İsrail'in de operasyonda yer alması, Hizbullah ve Hamas gibi grupların çatışmaya dahil olmasına ve Lübnan-İsrail sınırında yeni bir cephe açılmasına neden olabilir. Rusya ve Çin'in de İran'a yakın politikaları göz önüne alındığında, bu müdahale büyük güçler arasında yeni bir soğuk savaşın fitilini ateşleyebilir. Bölge ülkeleri ise endişeyle gelişmeleri izliyor; birçoğu, ABD'nin rejim devirme girişimlerinin yarattığı istikrarsızlıktan canı yanmış durumda.
Bu operasyonun, daha önceki rejim değişikliği denemelerinden farklı bir sonuç doğurması için hiçbir neden yok. İran'ın komşuları, ülkede olası bir iç savaşın sınırlarına sıçramasından korkuyor. Mezhepçi ve etnik bölünmeler, İran'da da benzer şiddet olaylarını tetikleyebilir. Ayrıca, nükleer anlaşmanın çökmesinin ardından İran'ın uranyum zenginleştirmeyi artırması, bölgede bir nükleer silahlanma yarışını hızlandırabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın zayıflamasını istese de, sonuçların kendi güvenliklerini de tehdit edeceğinin farkındalar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. Türkiye, İran'la uzun bir kara sınırını paylaşıyor; İran'da yaşanacak bir iç savaş veya kaos, Türkiye'ye yönelik büyük bir göç dalgası yaratabilir ve PKK gibi terör örgütlerinin bölgede güçlenmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığı İran'dan yapılan doğalgaz ithalatı kesintiye uğrayabilir, ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bölgesel istikrarı gözeterek bu tür müdahalelere karşı çıkıyor ve diyaloğu savunuyor. Bu operasyon, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki hassas dengelerini de bozabilir. Türkiye'nin önceliği, sınırlarının güvenliğini sağlamak ve bölgede yeni istikrarsızlıklara yol açacak adımlardan kaçınmaktır.