İran, İsrail ile devam eden askeri çatışmayı, zaten dünyanın en yüksek idam oranlarından birine sahip olan ülkede infazları daha da artırmak için bir kalkan olarak kullanıyor. İnsan hakları örgütlerine göre, Tahran yönetimi, savaşın yarattığı uluslararası dikkat dağınıklığından faydalanarak, muhalif sesleri bastırmak ve toplumsal huzursuzluğu önlemek amacıyla idam cezalarını hızlandırdı. Son haftalarda, özellikle siyasi tutuklular ve protestoculara yönelik infazlarda belirgin bir artış yaşandığı aktarılıyor. İran, daha önce de 2022'deki Mahsa Amini protestolarının ardından yüzlerce kişiyi idam etmişti. Şimdi ise, bölgesel bir savaşın gölgesinde, bu politikanın daha da sertleştiği gözlemleniyor.
İnfazların arka planı ve insan hakları ihlalleri
Uluslararası Af Örgütü ve İran İnsan Hakları Merkezi gibi kuruluşlar, İran'da bu yıl idam edilenlerin sayısının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 30 arttığını belirtiyor. Sadece Ekim ayında, en az 100 kişinin idam edildiği tahmin ediliyor. Bu idamların çoğu, uyuşturucu suçlamalarıyla bağlantılı olsa da, siyasi muhaliflere ve protestoculara yönelik infazların sayısı da kayda değer ölçüde yükseldi. Özellikle, İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırıları ve ardından gelen gerginlik sırasında, içerideki muhalefeti sindirmek için idamların bir araç olarak kullanıldığı ifade ediliyor.
İran yönetimi, idamları genellikle 'kamu güvenliği' ve 'adalet' gerekçeleriyle savunsa da, insan hakları örgütleri bu uygulamaların yargısal süreçlerin adil olmadığına ve sanıkların yeterli hukuki temsil hakkından mahrum bırakıldığına dikkat çekiyor. Özellikle, 2022'deki protestolardan sonra tutuklanan çok sayıda kişinin, gizli yargılamalar sonucu idama mahkum edildiği ve bu kararların temyiz sürecinin etkisiz olduğu bildiriliyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de İran'ı defalarca kınamış, ancak Tahran uluslararası baskılara rağmen idamları durdurma yönünde herhangi bir adım atmamıştır.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'daki infaz artışı, yalnızca bir iç güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik dengeleri de etkileyen bir faktör. İsrail ile artan gerilim, İran yönetimine iç muhalefeti bastırmak için 'ulusal güvenlik' argümanını güçlendirme fırsatı verdi. Bu durum, İran'ın uluslararası toplumdaki imajını daha da zedelerken, Batılı ülkelerin Tahran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırmasına yol açabilir. Öte yandan, İran'ın komşuları, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'daki iç istikrarsızlığın bölgeye yayılmasından endişe ediyor. İran'da artan idamlar, ülkedeki toplumsal huzursuzluğu daha da derinleştirebilir ve bu da bölgesel göç dalgaları ve güvenlik sorunlarına neden olabilir.
Küresel ölçekte, insan hakları örgütleri ve ABD, İran'daki idamları kınamaya devam ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'ı 'insan hakları ihlallerinde sınır tanımamakla' suçlarken, Avrupa Birliği Tahran'a yönelik yaptırımları genişletmeyi değerlendiriyor. Ancak İran, bu eleştirileri 'iç işlerine müdahale' olarak nitelendirerek reddediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki idam artışı, Türkiye için bölgesel istikrar ve insan hakları bağlamında kritik bir konu. Türkiye, İran ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürürken, insan hakları ihlallerine karşı net bir tutum almakta zorlanıyor. Artan infazlar, Türkiye'nin İran'a yönelik diplomatik söylemini etkileyebilir ve bölgesel işbirliğini gölgeleyebilir. Ayrıca, İran'daki toplumsal baskı, Türkiye'ye yönelik göç akışını artırabilir. Türkiye, İran sınırında güvenlik önlemlerini sıkılaştırmak zorunda kalabilir. Küresel bağlamda ise, Türkiye'nin insan hakları konusundaki tutumu, Batı ile ilişkilerinde bir referans noktası olarak kullanılabilir.