Avrupa Birliği üye ülkeleri, Çin'in artan ekonomik nüfuzuna karşı ortak ve sert bir strateji etrafında birleşiyor. Birden fazla kaynağa göre, Çarşamba günü Brüksel'de yapılacak kritik zirve öncesinde, serbest piyasa savunucularından uzun vadeli devlet müdahalesini destekleyenlere kadar geniş bir yelpazedeki ülkeler, Çin kaynaklı bir Avrupa sanayisizleşmesini önlemek için acil eylem ihtiyacında mutabık kaldı. Bu mutabakat, AB'nin ticaret politikasında Çin'e karşı daha koordineli ve proaktif bir yaklaşım benimsemesine işaret ediyor.
Geniş Koalisyon ve Ortak Hedefler
Kaynaklara göre, AB içinde farklı ekonomik modellere sahip ülkeler -örneğin Kuzey Avrupa'nın serbest ticaret yanlısı ülkeleri ile Güney Avrupa'nın daha korumacı ülkeleri- Çin'in devlet destekli sanayi politikalarının Avrupa'nın rekabet gücünü tehdit ettiği konusunda hemfikir. Özellikle yeşil enerji, yarı iletkenler ve elektrikli araçlar gibi stratejik sektörlerde Çin'in sübvansiyonları, Avrupalı şirketleri haksız rekabetle karşı karşıya bırakıyor.
Fransa ve Almanya başta olmak üzere büyük ekonomiler, Çin'e karşı daha sert önlemler alınmasını savunurken, Hollanda ve İsveç gibi ülkeler de ticaretin tamamen kesilmesi yerine dengeli bir yaklaşımı tercih ediyor. Ancak tüm taraflar, mevcut durumun sürdürülemez olduğu ve AB'nin ortak bir sanayi politikası geliştirmesi gerektiği konusunda birleşiyor. Zirvede, Çin'den yapılan ithalata yönelik anti-damping vergileri, stratejik sektörlerde yatırım kısıtlamaları ve Avrupa'da kritik teknolojilerin geliştirilmesini teşvik edecek fonlar gibi somut adımların masaya yatırılması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AB'nin bu yeni stratejisi, küresel ticaret dengelerini değiştirme potansiyeli taşıyor. Çin, Avrupa'nın en büyük ikinci ticaret ortağı konumunda ve iki taraf arasındaki ticaret hacmi 2022'de 850 milyar avroyu aştı. Ancak Çin'in artan teknolojik bağımsızlık çabaları ve 'Made in China 2025' planı, Avrupa'nın endişelerini artırıyor.
Bu gelişmeler, ABD'nin Çin'e yönelik teknoloji kısıtlamalarıyla da paralel ilerliyor. Washington, yarı iletkenler ve yapay zeka gibi alanlarda Çin'e uyguladığı ambargoları sıkılaştırırken, AB'nin de benzer adımlar atması, Batı ile Çin arasındaki teknolojik ayrışmayı derinleştirebilir. Öte yandan, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını azaltma çabaları, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri gibi alternatif tedarikçilerle yeni ticari anlaşmalara kapı aralayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Çin'e karşı daha sert bir strateji benimsemesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, Avrupa ile Çin arasında bir üretim üssü olarak konumlanma potansiyeline sahip; AB'nin Çin'den ithalatı azaltması, Türkiye'yi tekstil, otomotiv ve elektronik gibi sektörlerde alternatif bir tedarikçi haline getirebilir. Ancak Türkiye'nin Çin ile olan ticaret açığı ve enerji bağımlılığı, bu yeni dengede dezavantaj yaratabilir. Ayrıca, AB'nin ticari korumacılığı artırması, Türkiye'nin AB pazarına erişimini zorlaştırabilir. Türk dış politikası açısından, AB-Çin rekabetinin derinleşmesi, Ankara'nın her iki tarafla da dengeli ilişkiler kurma çabalarını test edecektir.