Alman-Amerikan ortaklığı Siemens Energy'nin, İsrail'in Gazze başta olmak üzere bölgedeki askeri operasyonlarına doğrudan ve dolaylı olarak 1 milyar euroyu aşan finansman sağladığı ortaya çıktı. Middle East Eye'ın ulaştığı belgelere göre, şirket İsrail Savunma Bakanlığı ve bağlı birimlerle yaptığı anlaşmalar kapsamında, enerji altyapısı, askeri teçhizat ve lojistik hizmetler için kredi ve nakit akışı sağladı. Bu durum, uluslararası şirketlerin çatışma bölgelerindeki rolünü yeniden tartışmaya açtı.
Gelişmenin Arka Planı: Siemens Energy ve İsrail Savunma Sanayii İlişkisi
Siemens Energy, Almanya merkezli Siemens AG'nin enerji ve teknoloji koluyken, 2020'de ayrı bir şirket olarak yapılandırıldı. ABD ve Almanya'da borsada işlem gören dev, küresel enerji santralleri, şebeke yönetimi ve savunma sistemleri tedarikinde kritik oyunculardan biri. Middle East Eye'ın ele geçirdiği 2021-2024 dönemine ait ticari kayıtlar, Siemens Energy'nin İsrail'deki askeri üslerin enerji altyapısını modernize etmek, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) lojistik yazılımlarını geliştirmek ve Arrow-3 hava savunma sisteminin bakımını üstlenmek için toplam 1.2 milyar euro değerinde sözleşme imzaladığını gösteriyor.
Bunun yanında, şirket İsrail'in en büyük bankalarından Hapoalim ve Leumi aracılığıyla, savaş tahvillerine (war bonds) yatırım yaparak devlet borçlanmasına doğrudan katkıda bulundu. 2023 sonu itibarıyla Siemens Energy'nin elinde yaklaşık 400 milyon euro tutarında İsrail devlet tahvili bulunuyor. Bu tahvillerin faiz gelirleri, İsrail'in savunma bütçesini dolaylı olarak finanse ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Devinin Çatışma Ekonomisine Katkısı
Siemens Energy'nin İsrail'e bu ölçekte finansal destek sağlaması, uluslararası hukuk ve insani ilkeler açısından tartışma yarattı. Uzmanlar, şirketin faaliyetlerinin Gazze'deki sivil kayıplarla bağlantılı olabileceğine dikkat çekiyor. Enerji altyapısı askeri operasyonların bel kemiğini oluştururken, Siemens Energy'nin sağladığı jeneratör, trafo ve şebeke yönetim sistemleri, IDF'nin harekat kabiliyetini doğrudan etkiliyor. Özellikle Gazze'deki askeri operasyonlarda kullanılan füze savunma sistemleri ve komuta merkezlerinin enerji ihtiyacının Siemens teknolojileriyle karşılandığı belirtiliyor.
Almanya ve ABD'deki sivil toplum örgütleri, şirketin çatışma bölgelerindeki faaliyetlerine karşı kampanyalar yürütüyor. Ancak Siemens Energy yönetimi, tüm anlaşmaların yasal olduğunu ve İsrail'in meşru savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte, uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (ICC) yapılan başvurular, Siemens Energy ve diğer şirketlerin savaş suçlarına yardım ve yataklıkla suçlanabileceğini gösteriyor.
Bu gelişme, küresel enerji devlerinin askeri çatışmalardaki rolünü sorgularken, özellikle ABD ve AB ülkelerinin İsrail'e yönelik silah ambargosu tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Almanya, İsrail'e en büyük ikinci silah tedarikçisi konumunda bulunuyor ve Siemens Energy üzerinden sağlanan dolaylı destek, bu ilişkinin boyutlarını gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını defalarca kınamış ve insani yardım çabalarını sürdürmüştür. Siemens Energy gibi küresel şirketlerin çatışmayı doğrudan finanse etmesi, uluslararası sistemin insani hukuk ilkeleri karşısındaki zafiyetini ortaya koyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı platformlarında bu tür ticari faaliyetlerin denetlenmesini gündeme taşıyabilir. Ayrıca, Türk savunma sanayii firmaları, çatışma bölgelerinde tarafsızlık ve insani ilkelere bağlılığını vurgulayarak bu süreçten olumlu ayrışabilir. Ancak doğrudan Türkiye'yi hedef alan bir boyut bulunmadığından, bu daha çok küresel adalet ve etik ticaret normları açısından değerlendirilmelidir.