PARIS, 19 Haziran — Fransa Dışişleri Bakanı, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde söz sahibi olmak istediklerini belirterek, nihai anlaşmanın koşullarından tatmin olmadığı sürece Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarının kaldırılmasına onay vermeyeceklerini açıkladı. Fransa'nın bu tutumu, İran ile Batılı güçler arasında yürütülen müzakerelerin hassas denge noktasında yeni bir kırılma yaratma potansiyeli taşıyor. Özellikle ABD'nin anlaşmaya geri dönmesiyle ivme kazanan süreçte, Paris'in getirdiği bu çekince, müzakerelerin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Arka plan: Fransa'nın müzakerelerdeki rolü
Fransa, İran ile Beş artı Bir (P5+1) olarak bilinen ülkeler arasındaki nükleer müzakerelerde kilit bir rol oynamaktadır. Özellikle 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na (KOEP) Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık ile birlikte Avrupa kanadını temsil etmiştir. ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlamasıyla süreç kesintiye uğramış, ancak Joe Biden yönetiminin göreve gelmesiyle müzakereler yeniden başlamıştır.
Fransa Dışişleri Bakanı'nın yaptığı bu açıklama, ülkesinin müzakere masasındaki ağırlığını koruma ve nihai metnin kendi kırmızı çizgilerine uygun olmasını sağlama isteğini yansıtıyor. Paris, özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesi, balistik füze programı ve bölgesel nüfuz faaliyetleri konusunda sıkı denetim mekanizmaları talep ediyor. Fransız diplomatlara göre, yaptırımların kaldırılması ancak bu konularda somut ilerleme kaydedilmesi halinde mümkün olacak.
Fransa'nın bu tutumu, Avrupa Birliği içinde tam bir mutabakatı yansıtmıyor. Almanya ve Birleşik Krallık, müzakerelerin daha esnek bir yaklaşımla sürdürülmesinden yana. Ancak Paris, özellikle Orta Doğu'da İran'ın artan etkisinden duyduğu rahatsızlığı sık sık dile getiriyor. Fransız yetkililer, İran'ın Yemen'deki Husilere verdiği destek, Suriye'deki askeri varlığı ve Lübnan'daki Hizbullah'a sağladığı lojistik yardımı, nükleer anlaşmanın dışında kalan endişeler olarak sıralıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Fransa'nın yaptırım vetosu, sadece İran'ı değil, aynı zamanda Körfez ülkelerini, İsrail'i ve diğer bölgesel aktörleri de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı sıkı bir denetim mekanizmasını savunurken, İsrail ise anlaşmanın tamamen yeniden müzakere edilmesini istiyor. Fransa'nın bu çıkışı, Tel Aviv yönetimi tarafından olumlu karşılanırken, Tahran'da ise tepkiyle karşılandı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Fransa'nın müzakereleri baltalamaya çalıştığını ve bu tutumun anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtti.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, ABD ile Avrupa arasında İran konusunda görüş ayrılıkları olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Biden yönetimi, KOEP'e geri dönme konusunda istekli olsa da, kongredeki bazı gruplar ve müttefiklerin çekinceleri nedeniyle eli zayıflıyor. Fransa'nın vetosu, ABD'li müzakereciler için de bir uyarı niteliği taşıyor: Avrupa'nın onayı olmadan yaptırımların kaldırılması mümkün değil. Bu durum, müzakerelerin daha da uzayabileceğine ve belirsizliğin devam edeceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılaması nedeniyle İran'a yönelik yaptırımların akıbetini yakından takip ediyor. Fransa'nın veto tehdidi, yaptırımların kalkmasını geciktirirse, Türkiye'nin enerji ticaretinde karşılaştığı zorluklar devam edebilir. Ayrıca, İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması, Suriye ve Irak'ta Ankara ile Tahran arasında zaman zaman rekabete dönüşen ilişkileri etkileyebilir. Türkiye, yaptırımların makul bir çerçevede kaldırılmasını ve bölgesel istikrarın korunmasını desteklerken, Fransa'nın katı tutumunun müzakereleri tıkaması halinde Ankara'nın arabuluculuk rolü devreye girebilir. Bu süreç, Türkiye'nin hem enerji güvenliği hem de dış politika bağımsızlığı açısından kritik bir sınavdır.