Middle East Eye'da yayımlanan bir analiz, ABD'nin Vietnam Savaşı'nda deneyimlediği güç sınırlarının, bugün Hürmüz Boğazı'nda İran ile yaşanan gerilimde yeniden gündeme geldiğini savunuyor. Analiz, Washington'ın askeri üstünlüğüne rağmen yerel aktörler karşısında istediği sonuçları alamadığını, bunun da Vietnam'dan bu yana değişmediğini öne sürüyor.
Vietnam Dersi ve Hürmüz Gerçeği
Vietnam Savaşı, ABD'nin askeri gücünün siyasi hedeflere ulaşmada yetersiz kalabileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti. Milyonlarca ton bomba ve yüz binlerce askere rağmen, ABD Kuzey Vietnam'ı yenemedi ve 1975'te geri çekilmek zorunda kaldı. Bu, ABD'nin küresel hegemonyasının ilk ciddi yaralarından biriydi. Şimdi ise Hürmüz Boğazı'nda benzer bir senaryo sahneleniyor. İran, boğazı kapatma tehdidiyle dünya petrol arzının yaklaşık beşte birini kontrol ediyor. ABD ise bölgeye uçak gemileri ve bombardıman uçakları konuşlandırarak caydırıcılık sağlamaya çalışıyor. Ancak İran'ın asimetrik savaş yöntemleri, hızlı botlar, deniz mayınları ve balistik füzeler, ABD'nin teknolojik üstünlüğünü kırılgan hale getiriyor.
Middle East Eye yazarı, ABD'nin Hürmüz'de de Vietnam'da olduğu gibi bir "çıkmaz sokak" ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor. İran'ın nükleer programı ve bölgesel müttefikleri (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki gruplar) üzerinden yürüttüğü vekalet savaşları, ABD'yi doğrudan bir çatışmaya çekmeden yıpratıyor. Tıpkı Vietnam'da Vietkong'un gerilla taktikleri gibi, İran da denizde ve havada gayri nizami taktiklerle ABD'nin gücünü sınırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin can damarı. Günlük yaklaşık 21 milyon varil petrol buradan geçiyor. İran'ın boğazı kapatma ihtimali, küresel enerji fiyatlarını fırlatabilir ve dünya ekonomisini sarsabilir. ABD, bu nedenle bölgede güçlü bir askeri varlık bulunduruyor. Ancak İran'ın son yıllarda artan denizaltı ve füze kapasitesi, ABD'nin serbest geçiş garantisini sorgulatıyor. 2019'da İran'ın bir ABD insansız hava aracını düşürmesi ve tankerlere yönelik saldırılar, gerilimi tırmandırmıştı. ABD, İran'a yönelik yaptırımları artırırken, Tahran da uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı. Bu karşılıklı restleşme, bölgede büyük bir savaş riskini canlı tutuyor. Vietnam'da olduğu gibi, ABD kamuoyu yeni bir savaşa sıcak bakmıyor. Bu da Washington'ın elini zayıflatıyor.
Analiz, ABD'nin askeri gücünün sınırlarını kabul etmesi gerektiğini, aksi halde Vietnam benzeri bir hezimetin tekrarlanabileceğini vurguluyor. İran ise ABD'nin çekingenliğinden faydalanarak bölgesel nüfuzunu genişletmeye devam ediyor. Çin ve Rusya da İran'a destek vererek ABD'yi dengelemeye çalışıyor. Bu durum, tek kutuplu dünyanın sona erdiği ve çok kutuplu bir düzene geçildiği yönündeki tartışmaları güçlendiriyor. Hürmüz, sadece bir deniz yolu değil, aynı zamanda ABD'nin küresel liderliğinin sınandığı bir mecraya dönüşmüş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış politikası açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü İran ve Basra Körfezi üzerinden karşılıyor. Boğaz'ın kapanması veya askeri çatışma, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, ABD ile İran arasında denge politikası izliyor; bir yandan NATO müttefiki ABD'nin yaptırımlarına uymak zorunda kalırken, diğer yandan İran ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürüyor. Olası bir savaş, Türkiye'yi zor bir seçimle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik çözümler için arabuluculuk yapmaya ve bölgesel istikrarı korumaya öncelik vermeli.