Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanlığı (DOJ), 2020 yılında Ferguson ve Baltimore gibi kentlerdeki polis teşkilatlarına yönelik reform çabalarını "factually unjustified" (olgusal olarak gerekçesiz) bularak durdurmuştu. Ancak ProPublica'nın yeni bir raporu, bu kararın tam aksini gösteriyor: Söz konusu polis departmanlarında sistemik ırkçılık, aşırı güç kullanımı ve yargısız infazlar yaygın ve bu durum reformları zorunlu kılıyor.
Raporun bulguları: Sistemik sorunlar ve örtbas girişimleri
ProPublica'nın kapsamlı araştırması, Trump dönemi DOJ yetkililerinin polis reformu taleplerini reddederken, kurum içi belgeleri ve raporları görmezden geldiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, 2017-2021 yılları arasında DOJ, çeşitli şehirlerde polis şiddeti ve ayrımcılık vakalarını soruşturmayı durdurdu ya da zayıflattı. Örneğin, Chicago Polis Departmanı'nda (CPD) 2017 yılında bir sivilin öldürülmesiyle sonuçlanan olayda, DOJ soruşturma başlatmamıştı. Oysa aynı dönemde, CPD'nin özellikle siyahi ve Latin kökenli vatandaşlara yönelik aşırı güç kullanımına dair sayısız şikayet bulunuyordu.
Rapor ayrıca, DOJ'un "pattern-or-practice" (desen veya uygulama) soruşturmalarını – bir polis departmanında sistemik ihlaller olup olmadığını araştıran yetkiyi – kasıtlı olarak sınırladığını gösteriyor. 2018'de New Orleans'ta polis vahşeti iddialarıyla ilgili açılan bir soruşturma, dönemin Adalet Bakanı Jeff Sessions tarafından, "şehrin yeterli ilerleme kaydettiği" gerekçesiyle kapatılmıştı. Ancak ProPublica'nın elde ettiği belgeler, o dönemde New Orleans Polis Departmanı'nda (NOPD) gözaltında ölümlerin ve yargısız infazların devam ettiğini gösteriyor.
Siyasi bir karar mı, yoksa hukuki bir değerlendirme mi?
Trump'ın DOJ'unun bu tutumu, pek çok hukukçunun "siyasi müdahale" olarak nitelediği bir sürecin parçasıydı. Eski DOJ yetkilileri, Sessions ve daha sonra William Barr'ın, polis reformlarını "kolluk kuvvetleri karşıtı" olarak gördüklerini ve bu nedenle soruşturmaları bloke ettiklerini ifade ediyor. Bu durum, ABD'de polis reformu tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Özellikle George Floyd'un öldürülmesinin ardından başlayan protestolar, polis şiddetine karşı toplumsal duyarlılığı artırmıştı. Ancak Trump yönetimi, federal polis reformu yasalarını da engellemişti.
ProPublica'nın raporu, bu kararların teknik hukuki gerekçelerden değil, ideolojik bir duruştan kaynaklandığını gösteriyor. Rapora göre, DOJ'un kendi icra dairesi içinde hazırlanan teknik raporlar bile polis departmanlarında "kronik sorunlar" olduğunu ortaya koymasına rağmen, üst düzey yöneticiler bu raporları dikkate almamış.
Biden yönetimi ve reformun geleceği
Başkan Joe Biden, göreve geldiğinde polis reformunu öncelikleri arasına koydu. Ancak Kongre'deki siyasi kutuplaşma nedeniyle kapsamlı bir federal reform yasası geçirilemedi. Biden yönetimi, adalet bakanlığı aracılığıyla "pattern-or-practice" soruşturmalarını yeniden başlattı ve Minneapolis, Louisville gibi şehirlerde polis departmanlarına yönelik incelemeler derinleştirildi.
Uzmanlar, Trump döneminde biriktirilen sorunların çözümünün yıllar alabileceğini belirtiyor. ProPublica raporu, bu sürecin önünün kesilmesinin bedelini toplumun ödediğini vurguluyor: Sivil ölümler, güven kaybı ve yargıda adaletsizlik. ABD'de polis reformu tartışmaları, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde yeniden önem kazanacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu rapor, ABD'de kolluk kuvvetleri reformu ve insan hakları konusundaki derin tartışmaları ortaya koyuyor. Türkiye için bu, demokratik denetim mekanizmalarının ve kurumlar arası şeffaflığın önemini bir kez daha hatırlatıyor. ABD'de yaşanan bu tür iç siyasi krizler, küresel güç dengelerini etkileyebilir; ancak doğrudan Türk dış politikasına yansıması sınırlıdır. Yine de, benzer tartışmaların Türkiye'de de gündeme gelmesi durumunda, yargı bağımsızlığı ve kolluk kuvvetlerinin hesap verebilirliği gibi konuların önemi artıyor.