Bir zamanlar 'terörist' olarak nitelendirilen bazı siyasi hareketler, yıllar sonra tarih kitaplarında özgürlük savaşçısı, devrimci ya da toplumsal dönüşümün öncüsü olarak yer alıyor. Peki bir hareketin 'terör' ya da 'meşru mücadele' olarak tanımlanmasını belirleyen nedir? Bu tanımı kim yapıyor ve en önemlisi zaman bu etiketleri nasıl değiştiriyor? Tarihsel süreçte Nelson Mandela'dan Yaser Arafat'a, İrlanda Cumhuriyet Ordusu'ndan (IRA) Küba devrimine kadar pek çok örnek, 'terörist' etiketinin zamana ve siyasi koşullara bağlı olarak nasıl yeniden yazıldığını gösteriyor. Sorunun özü, iktidarın kimin elinde olduğu ve tarihin hangi perspektiften yazıldığıyla ilgili.
Güney Afrika'dan Filistin'e: Etiketlerin değişen yüzü
Nelson Mandela, uzun yıllar boyunca Güney Afrika'da apartheid rejimi tarafından 'terörist' olarak sınıflandırıldı. 1962'de tutuklanmasının ardından 27 yıl hapis yatan Mandela, ANC'nin silahlı kanadı Umkhonto we Sizwe'nin lideriydi. Bugün ise Mandela, dünya çapında barış ve uzlaşının sembolü olarak anılıyor. Benzer şekilde Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat, 1980'lerde uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından 'terörist' olarak görülürken, 1994'te Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) da uzun süre İngiltere tarafından 'terörist örgüt' olarak nitelendirildi; ancak 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması sonrası siyasi kanadı Sinn Féin, Kuzey İrlanda yönetiminde yer almaya başladı.
Bu örnekler, 'terörist' tanımının nesnel bir kriterden çok, siyasi bir araç olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Kimi zaman bir grup, iktidardakilerin çıkarlarına tehdit oluşturduğu için 'terörist' ilan edilirken, aynı grup iktidar değişimi ya da uluslararası konjonktürün dönüşümüyle birlikte meşruiyet kazanabiliyor.
Uluslararası hukuk ve tanım krizi
Birleşmiş Milletler, iki ana sözleşmeyle (ICSFT ve ICCPR) terör eylemlerini tanımlamaya çalışsa da ülkeler arasında 'terör' konusunda evrensel bir mutabakat bulunmuyor. Bir devletin terörist olarak gördüğü bir örgüt, başka bir devlet için meşru bir direniş hareketi olabiliyor. Örneğin, Hizbullah ABD tarafından terör örgütü listesinde yer alırken, birçok Arap ülkesinde siyasi bir parti olarak kabul ediliyor. Aynı şekilde, PKK Türkiye, AB ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanınırken, Suriye'deki kolu YPG, ABD'nin ortak müttefiki haline geldi.
Bu çelişkili durum, terör tanımının büyük ölçüde siyasi çıkarlara göre şekillendiğini gösteriyor. Tarihsel süreçte 'terörist' etiketinin değişkenliği, aslında güç ilişkilerinin doğasını yansıtıyor: Kimin tarih yazdığı, geçmişte hangi eylemlerin meşru sayılacağını da belirliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, PKK terörüyle mücadelesinde bu tanım sorununun birebir muhatabıdır. PKK'nın yıllardır 'terörist' olarak tanımlanmasına karşın, Suriye'deki uzantısı YPG'nin ABD gibi müttefiklerce askeri olarak desteklenmesi, Türk kamuoyunda haklı olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Tarihteki 'teröristten özgürlük savaşçısına' dönüşümler, Türkiye'nin güvenlik politikaları açısından da uyarıcı niteliktedir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası alanda terörle mücadele konusunda tutarlı bir tanım ve işbirliği zemini oluşturma çabaları, bu dönüşümlerin önüne geçilmesi açısından stratejik önem taşımaktadır.