Fransa ve Almanya arasındaki ortak savaş uçağı projesinin çökmesi ve bir diğer ortak ana muharebe tankı programının da sürüncemeye girmesi, Avrupa ülkelerinin savunma alanındaki birlikte hareket etme kapasitesine gölge düşürdü. Bu iki büyük projedeki başarısızlık, ulusal sanayi çıkarlarının kıta genelindeki ortak savunma hedeflerinin önüne nasıl geçebildiğini ve Avrupa'nın stratejik özerklik arayışında karşılaştığı temel çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Projelerden Çöküşe
Uzun yıllardır süren görüşmelerin ardından Fransa ve Almanya arasında 2017 yılında başlatılan Geleceğin Savaş Hava Sistemi (Future Combat Air System-FCAS) projesi, altıncı nesil savaş uçağı geliştirmeyi hedefliyordu. Proje kapsamında Dassault Aviation ve Airbus Defence and Space ortaklığında yürütülen çalışmalar, başlangıçta Avrupa'nın en büyük savunma işbirliklerinden biri olarak görülüyordu. Ancak Fransa ve Almanya arasında çalışma paylaşımı, fikri mülkiyet hakları ve ihracat kontrolü gibi konulardaki anlaşmazlıklar, ilerlemeyi büyük ölçüde engelledi. Geçtiğimiz ay, Fransız savunma bakanı Sébastien Lecornu ve Alman savunma bakanı Boris Pistorius'un bir araya gelmesine rağmen, taraflar bir türlü uzlaşma sağlayamadı.
Benzer bir durum, Fransa-Almanya ortak ana muharebe tankı projesi MGCS'de (Main Ground Combat System) de yaşanıyor. 2017 yılında resmen başlatılan projede, Fransa'nın Nexter ve Almanya'nın KMW şirketleri liderliğinde yeni nesil bir tank geliştirilmesi planlanmıştı. Ancak şirketler arasındaki rekabet, ulusal sanayi korumacılığı ve fikir ayrılıkları nedeniyle proje şu ana kadar somut bir ilerleme kaydedemedi. İki proje de, Avrupa'nın en büyük iki ekonomisinin savunma sanayilerindeki derin yapısal farklılıklar ve çıkar çatışmaları nedeniyle şu an için fiilen durmuş durumda.
Bu projelerin başarısızlığı yalnızca teknik veya mali bir mesele değil; aynı zamanda Avrupa Birliği'nin ortak bir dış ve güvenlik politikası oluşturma konusundaki siyasi irade eksikliğinin de bir yansıması. Uzmanlar, ulusal sanayileri koruma kaygısının, ortak savunma hedeflerinin sürekli olarak geri plana atılmasına neden olduğunu belirtiyor. Örneğin, FCAS projesinde Dassault'un liderlik yapısındaki ısrarı ve Airbus'ın daha eşitlikçi bir paylaşım talebi, neredeyse iki yıldır süren bir tıkanmaya yol açmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın savunma alanındaki bu bölünmüşlüğü, yalnızca kıta içi dinamikleri değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkiliyor. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı ve ABD'nin artan şekilde Asya-Pasifik'e odaklanması, Avrupa ülkelerini kendi savunmalarını güçlendirmeye zorluyor. Ancak bu durum, ulusal çıkarların ön planda olduğu bir ortamda ortak projelerin hayata geçirilmesinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Öte yandan, Avrupa'nın bu projelerdeki başarısızlığı, NATO içinde de bir güven sorununa yol açıyor. ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltması halinde, Avrupa ülkelerinin kendi başlarına etkili bir caydırıcılık oluşturamayacağı endişesi giderek artıyor. FCAS ve MGCS gibi projelerin başarısızlığı, bu endişeleri daha da pekiştiriyor. Ayrıca, bu durum İngiltere, İtalya ve İsveç gibi ülkelerin öncülüğünde yürütülen alternatif projelere de dikkatleri çeviriyor.
Avrupa'nın bu zafiyeti, savunma alanında dışa bağımlılığı da artırıyor. Mevcut durumda birçok Avrupa ülkesi, ABD yapımı F-35 savaş uçakları ve Leopard 2 tankları gibi Amerikan ve Alman sistemlerine bel bağlamış durumda. Kendi içinde bir türlü uzlaşamayan Avrupa, uzun vadede stratejik özerklik hedefinden giderek uzaklaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin kendi savunma sanayii projelerine verdiği önemi bir kez daha teyit ediyor. Avrupalı ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar, Türkiye'nin Kaan savaş uçağı ve Altay ana muharebe tankı gibi milli platformları geliştirme kararlılığını haklı çıkarıyor. Türkiye, Avrupa'nın bu tıkanıklığını fırsata çevirerek savunma ihracatında yeni pazarlar bulabilir. Ayrıca, Avrupa'nın savunma derinleşmesindeki zaaflar, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu güçlendirebilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde savunma işbirliğinin önünü daha da kapatabilir; zira Fransa gibi ülkeler, Türkiye'nin Avrupa güvenlik mimarisinde oynadığı role soğuk bakmaya devam ediyor.