İsrail yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria’nın Hebron kentinde bulunan ve hem Müslümanlar hem de Yahudiler için kutsal kabul edilen İbrahim Camii (Yahudilerce Mağara Mezarları) üzerinde Filistin Otoritesi’nin yetkilerini tamamen kaldırdığını duyurdu. Orta Doğu gözlemcilerine göre bu karar, Filistinlilerin bölgedeki dini ve idari otoritesini sıfırlarken, uluslararası hukuka aykırı bir adım olarak değerlendiriliyor. İsrail Savunma Bakanlığı’na bağlı Sivil İdare’den yapılan açıklamada, caminin yönetiminin tamamen İsrail’e devredildiği belirtilirken, Filistin yönetimi bu kararı “kutsal mekanların işgali” olarak nitelendirdi.
Gelişmenin Arka Planı: İbrahim Camii ve Statüko
İbrahim Camii, Hebron’un tarihi merkezinde yer alan ve Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub’un mezarının bulunduğuna inanılan bir yapıdır. 1994 yılında bir Yahudi yerleşimcinin camide 29 Filistinliyi öldürmesinin ardından bölge ikiye bölünmüş, caminin bir kısmı Müslümanlara, bir kısmı Yahudilere tahsis edilmişti. 1997’de imzalanan Hebron Protokolü ile Filistin Otoritesi’ne kentin %80’inde sivil yönetim yetkisi verilirken, cami dahil H2 bölgesi İsrail kontrolünde kalmıştı. Ancak protokol, Filistin Vakıflar Bakanlığı’nın camideki dini hizmetleri yürütmesine izin veriyordu. İsrail’in bu yeni kararı, Vakıflar personelinin bölgeye girişini ve denetimini tamamen engelliyor.
Uzmanlara göre İsrail, bu adımla 1997 protokolünü fiilen tek taraflı revize ediyor. Filistin yönetimi ise İsrail’i “apartheid rejimi” uygulamakla suçluyor. Bölgede artan yerleşimci şiddeti ve askeri baskılar, kararın öncesinde tansiyonun zaten yüksek olduğunu gösteriyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı, uluslararası topluma acil müdahale çağrısı yaparken, Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Michael Lynk, “Bu karar, barış sürecini baltalamaya yönelik açık bir provokasyondur” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tepkiler ve Olası Sonuçlar
İsrail’in bu hamlesi, başta Ürdün ve Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerinden sert tepkiler aldı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, İbrahim Camii’nin statükosunun değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bu tür tek taraflı adımlar bölgeyi kaosa sürükler” dedi. Filistin Otoritesi’nin yanı sıra Hamas da İsrail’i “savaş suçu” işlemekle suçladı. Öte yandan, Tel Aviv yönetimi kararı “güvenlik önlemi” olarak savunurken, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in bu hamlede doğrudan rol oynadığı iddia ediliyor.
Küresel ölçekte ise Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi, kararı “uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirirken, ABD’nin konuya ilişkin sessizliği dikkat çekiyor. Bazı analistlere göre Washington, İbrahim Anlaşmaları sürecinde Suudi Arabistan’la normalleşmeyi öncelediği için İsrail’e baskı yapmaktan kaçınıyor. Bu durum, bölgedeki Filistin yanlısı kamuoyunda ABD’ye yönelik güveni daha da zedeliyor. Kararın ayrıca, İsrail-Filistin çatışmasında sahadaki fiili durumu kalıcılaştırarak iki devletli çözümü daha da imkansız hale getireceği değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına güçlü destek vermiş ve Kudüs ile kutsal mekanların statükosunu yakından takip etmiştir. İbrahim Camii’nde Filistin otoritesinin devre dışı bırakılması, Türkiye’nin bölgedeki diplomatik duruşunu doğrudan etkileyecek bir gelişmedir. Ankara’nın bu kararı kınayarak, İsrail’e yönelik sert açıklamalar yapması ve uluslararası platformlarda Filistin’in haklarını savunması beklenir. Ayrıca, bu tür tek taraflı adımlar, Türkiye’nin İsrail’le son dönemdeki normalleşme adımlarını da zora sokabilir. Dolayısıyla, bu olay sadece Filistin için değil, Türk dış politikasının bölgesel dengeleri açısından da kritik bir sınav niteliği taşımaktadır.