Lübnan ve İsrail, İtalya'nın başkenti Roma'da ABD arabuluculuğunda bir araya gelerek, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmesini öngören çerçeve anlaşmanın uygulanması için müzakerelere yeniden başladı. Salı günü başlayan görüşmelerde Lübnan heyeti, İsrail'in işgal altındaki topraklardan tamamen çekilmesi konusunda ilerleme kaydedilmesini umuyor. Ancak anlaşmanın kapsamı ve zamanlaması konusundaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle tarafların hızlı bir sonuca ulaşması beklenmiyor.
Görüşmelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
Lübnan ve İsrail arasındaki dolaylı görüşmeler, ABD'nin arabuluculuğunda geçen yıl imzalanan deniz sınırı anlaşmasının ardından başlatılmıştı. Çerçeve anlaşma, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmesi, sınır güvenliğinin sağlanması ve Lübnan'ın egemenliğinin pekiştirilmesi gibi konuları kapsıyor. Lübnan, İsrail'in 1978 ve 2006 yıllarında işgal ettiği ve BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla çekilmesi gereken bölgelerden tamamen çıkmasını talep ediyor. İsrail ise güvenlik kaygıları ve Hizbullah'ın varlığını gerekçe göstererek çekilmenin kademeli olması gerektiğini savunuyor. Görüşmelere, eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin de dahil olduğu bir ekip eşlik ediyor.
Lübnan heyetinin başında Başbakan Yardımcısı Saad Hariri'nin özel temsilcisi bulunurken, İsrail heyetine Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ulusal güvenlik danışmanı liderlik ediyor. Müzakereler, Lübnan'ın ekonomik krizle boğuştuğu ve siyasi istikrarsızlık yaşadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Ülkede 2019'dan bu yana süren ekonomik kriz, bankacılık sektörünün çöküşü ve yaygın işsizlik gibi sorunlarla devam ediyor. İsrail cephesinde ise hükümet, Hizbullah'ın sınırdaki askeri varlığını azaltması ve güney Lübnan'ın silahsızlandırılması konusunda somut adımlar atılmasını bekliyor.
Bölgesel boyut: İran, Hizbullah ve uluslararası aktörler
Lübnan-İsrail arasındaki bu görüşmeler, bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiriyor. İran destekli Hizbullah, güney Lübnan'da askeri varlığını sürdürüyor ve bu durum İsrail için güvenlik tehdidi oluşturuyor. ABD'nin arabuluculuğu, İran'ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Fransa ve Birleşmiş Milletler de sürece destek veriyor. BM Geçici Görev Gücü (UNIFIL), güney Lübnan'da ateşkesi izlemeye devam ediyor. Görüşmelerden çıkacak bir anlaşma, Lübnan'ın egemenliğini güçlendirmesinin yanı sıra, İsrail'in kuzey sınırında istikrar sağlanmasına da katkıda bulunabilir. Ancak Hizbullah'ın anlaşmaya angaje olmaması, sürecin başarı şansını azaltıyor. Özellikle İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki varlığı ve 1967 sınırlarına dönüş konusundaki anlaşmazlıklar, müzakereleri zorlaştıran diğer unsurlar.
Bölgesel düzeyde, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, Lübnan'ın İran etkisinden kurtulması için diplomatik destek sağlıyor. Ancak Lübnan'da devam eden siyasi kriz ve cumhurbaşkanlığı makamının boş olması, uluslararası toplumun çabalarını sekteye uğratıyor. Görüşmelerin ikinci turu önümüzdeki haftalarda yapılacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini desteklemekte, İsrail ile ilişkilerinde ise dengeli bir politika izlemektedir. Bu görüşmelerden çıkacak bir anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve bölgesel istikrar açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Lübnan'daki siyasi krizin çözümüne katkı sağlamak ve Hizbullah'ın etkisini azaltmak için diplomatik girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi bağlamında bu süreç, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını da etkileyebilir. Ancak Hizbullah'ın varlığı ve İran'ın tutumu, anlaşmanın uygulanabilirliğini zorlaştırmaktadır. Türkiye'nin, Lübnan'ın istikrarına yönelik yapıcı bir rol üstlenmesi beklenebilir.