İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in denetimi altındaki cezaevlerinde Filistinli tutuklulara yönelik sistematik kötü muamele, işkence ve insanlık dışı koşullar uygulandığı uluslararası insan hakları örgütleri ve görgü tanıkları tarafından raporlanıyor. İsrail Cezaevi Servisi'nin (IPS) verilerine göre, halihazırda 9.000'den fazla Filistinli idari gözaltı, mahkûmiyet veya savaş esiri statüsünde tutuluyor. Ben-Gvir'in bakanlığı döneminde cezaevi koşullarının kasıtlı olarak ağırlaştırıldığı, tıbbi bakımın kısıtlandığı, aile ziyaretlerinin engellendiği ve fiziksel şiddetin arttığı belirtiliyor.
Ben-Gvir Döneminde Cezaevi Politikaları
Itamar Ben-Gvir, Aralık 2022'de Ulusal Güvenlik Bakanı olarak atanmasının ardından cezaevi politikalarında köklü değişikliklere gitti. Daha önce yasadışı yerleşimci hareketi Kach'ın üyesi olan ve nefret söylemi nedeniyle mahkûm edilen Ben-Gvir, göreve gelir gelmez Filistinli tutuklulara yönelik "sıkılaştırma" politikası başlattı. Bu kapsamda cezaevlerindeki kantin hizmetleri kısıtlandı, tutukluların giysi ve gıda hakları sınırlandırıldı, elektrik kesintileri artırıldı ve güneş enerjisiyle ısıtılan su sistemleri devre dışı bırakıldı.
Filistinli tutukluların avukatları, 7 Ekim 2023'ten bu yana cezaevlerinde keyfi uygulamaların zirveye çıktığını belirtiyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (ICRC) raporlarına göre, Gazze'den getirilen ve "terörist" olarak sınıflandırılan binlerce Filistinli, hukuki süreçten yoksun, aylarca iletişimsiz ve işkence altında tutuluyor. İnsan hakları örgütü Addameer'in verilerine göre, Ekim 2023'ten bu yana cezaevlerinde en az 50 Filistinli hayatını kaybetti; ölüm nedenleri arasında tıbbi ihmal, fiziksel işkence ve kötü muamele yer alıyor.
İsrail cezaevlerindeki koşullar, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite'nin (CAT) 2024 raporunda da eleştirildi. Raporda, "İsrail'in Filistinli tutuklulara yönelik uygulamaları, uluslararası hukuka ve Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırıdır" denildi. B'Tselem ve HaMoked gibi İsrailli insan hakları örgütleri, Ben-Gvir'in cezaevlerini "intikam aracı" olarak kullandığını ve sistematik işkenceyi teşvik ettiğini vurguluyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Uluslararası Af Örgütü'nün 2024 tarihli raporu, İsrail cezaevlerindeki Filistinlilere yönelik muameleyi "apartheid pratiği" olarak nitelendirdi. Raporda, tutukluların çıplak aramalara tabi tutulduğu, uyku yoksunluğu, aşırı kalabalık hücreler ve dayak gibi işkence yöntemlerine maruz kaldığı belgelerle ortaya kondu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İsrail'e cezaevi koşullarını iyileştirme çağrısı yaptı; ancak İsrail yönetimi bu çağrıları reddetti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, Nisan 2024'te İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki eylemlerine ilişkin soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında cezaevlerindeki kötü muamele de inceleniyor. İsrail, UCM'nin yargı yetkisini tanımadığını açıklasa da, uluslararası hukuk çevreleri bu suçlamaların uzun vadede İsrail yetkilileri için yaptırım riski taşıdığını belirtiyor. Avrupa Birliği, 2023'ten bu yana İsrail'e yönelik eleştirilerini artırdı; ancak somut yaptırım konusunda üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları sürüyor.
Filistin yönetimi, konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) taşıdı. 2024'te UAD, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki uygulamalarının hukuka aykırı olduğuna dair danışma görüşü yayımladı. Karar bağlayıcı olmasa da, İsrail'in uluslararası alandaki meşruiyetini zayıflattı. Türkiye, kararı memnuniyetle karşıladığını duyurdu ve İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını yineledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail cezaevlerindeki Filistinli tutuklulara yönelik insanlık dışı muamele, Türkiye'nin Filistin politikası açısından doğrudan bir hassasiyet taşıyor. Türkiye, uzun süredir Filistin davasını destekliyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Ben-Gvir'in uygulamaları, Ankara'nın İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarırken, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin lehine yürüttüğü diplomasiye somut bir dayanak sağlıyor. Ayrıca, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve BM nezdinde Türkiye'nin öncülük ettiği girişimler, İsrail'in uluslararası hukuk ihlallerini gündeme taşıyor. İsrail ile normalleşme sürecinin askıya alınması, Türkiye'nin bölgesel itibarını güçlendirirken, Batı ile ilişkilerde denge politikası izlemesini gerektiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin konusundaki aktif diplomasisini sürdüreceğini ve uluslararası yaptırım çağrılarını destekleyeceğini gösteriyor.