Son haftalarda yayınlanan çok sayıda rapor, ABD'nin Ukrayna ve İran savaşlarına müdahalesini, ülkenin silah stoklarını tükettiği gerekçesiyle eleştiriyor. Eleştirmenler, silahların başkaları adına yönlendirilmesinin en önemlisi ABD'nin kendi kendini savunma kapasitesini tehlikeye attığını iddia ediyor. Bu tartışmalar, İran sorununa gerçek çözümün rejim değişikliği olduğu yönündeki görüşü yeniden gündeme getiriyor.
İran Sorununun Arka Planı
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ABD ile derin bir düşmanlık içinde. Nükleer programı, balistik füze yetenekleri ve bölgesel milis grupları desteklemesi, Batı'nın güvenlik endişelerinin odağında. ABD yönetimleri yıllardır yaptırımlar, diplomatik baskı ve zaman zaman askeri tehditlerle İran'ın davranışını değiştirmeye çalıştı. Ancak 2015 nükleer anlaşması (JCPOA) ve sonrasındaki gelişmeler, sorunun çözümsüz kaldığını gösterdi. Son raporlar, ABD'nin Ukrayna ve İran savaşlarına yaptığı silah sevkiyatının kendi stoklarını erittiğini ve ulusal savunma kapasitesini zayıflattığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, İran'a yönelik mevcut stratejinin iflas ettiğini savunuyor. Yaptırımlar İran ekonomisini zorlasa da rejimi devirmedi; aksine Tahran'ın direncini artırdı. İran, Rusya ve Çin ile yakınlaşarak yaptırımları aşmayı başardı. ABD'nin askeri müdahalesi ise bölgesel bir savaşı tetikleyebilir ve zaten gergin olan Orta Doğu'yu daha da istikrarsızlaştırabilir. Bu nedenle bazı analistler, tek kalıcı çözümün İran halkının kendi rejimini değiştirmesi olduğunu öne sürüyor. Ancak bu sürecin nasıl işleyeceği belirsiz.
Öte yandan, ABD'nin silah stoklarındaki erime, savunma sanayii üzerindeki baskıyı artırıyor. Kongre'deki bazı isimler, Ukrayna'ya yapılan yardımların denetlenmesi ve önceliklerin gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor. İran cephesinde ise doğrudan bir çatışma riski, ABD'nin kaynaklarını daha da zorlayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran sorunu, sadece ABD'nin değil, bölge ülkelerinin ve küresel güçlerin de gündeminde. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, İran'ın nükleer kapasitesini kendi varlıklarına yönelik en büyük tehdit olarak görüyor. Rusya ve Çin ise İran ile enerji ve askeri işbirliğini derinleştirerek ABD'nin etkisini dengelemeye çalışıyor.
Rejim değişikliği fikri, ABD'de neokonlar ve İsrail yanlısı gruplar tarafından uzun süredir savunuluyor. Ancak Irak ve Afganistan deneyimleri, askeri müdahalenin beklenmedik sonuçlar doğurduğunu gösterdi. İran'da rejim değişikliği, etnik ve mezhepsel dinamikler nedeniyle çok daha karmaşık olabilir. Halk protestoları (2009, 2017, 2019, 2022) rejimin halk desteğini yitirdiğini gösterse de, İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (IRGC) gibi güçlü yapılar rejimi ayakta tutuyor.
ABD'nin İran politikası, aynı zamanda küresel enerji güvenliğini de etkiliyor. İran, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip. Rejim değişikliği, enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açabilir. Ayrıca, İran'ın vekil güçleri (Lübnan Hizbullah'ı, Yemen Husileri, Irak milisleri) üzerinden yürüttüğü etki savaşı, Orta Doğu'nun istikrarını doğrudan etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 km'lik sınırı paylaşan ve bölgesel dengeler açısından kritik bir konumda. İran'da rejim değişikliği ihtimali, Türkiye için hem fırsat hem risk taşıyor. Fırsat: İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin bölgesel etkisini artırabilir; enerji koridorlarında Türkiye'nin önemi artabilir. Risk: Rejim değişikliği kaos yaratırsa, mülteci akını ve PKK/PYD gibi terör yapılarının İran'daki uzantıları Türkiye'yi doğrudan tehdit edebilir. Ayrıca, İran'ın dağılması, Irak ve Suriye'de olduğu gibi Türkiye'nin güvenlik çevresini istikrarsızlaştırabilir. Türkiye, İran ile diplomatik kanalları açık tutarak statükoyu korumaya çalışırken, olası bir rejim değişikliğine hazırlıklı olmalı.