Fransa ve Kanada, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim birimlerinde üretilen ürünlerin ithalatını bugün itibarıyla yasakladı. İsrail gazetesi Haaretz'in haberine göre, her iki ülke de yerleşim ürünlerine yönelik yasağı resmen yürürlüğe koydu. Karar, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim birimlerinden gelen malların etiketlenmesi ve ticaretinin kısıtlanmasını öngörüyor. Fransa ve Kanada, bu adımla Avrupa Birliği'nin ilgili mevzuatına ve Birleşmiş Milletler kararlarına uyum sağlamayı hedefliyor.
Yasağın Arka Planı
İsrail'in 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te inşa ettiği yerleşim birimleri, uluslararası hukuka göre yasa dışı sayılıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, yerleşim faaliyetlerini açıkça ihlal olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği, 2015 yılında yayınladığı kılavuzda, yerleşim birimlerinden gelen ürünlerin menşe bilgisinin açıkça belirtilmesini zorunlu kılmıştı. Fransa ve Kanada, şimdi bu çerçeveyi daha ileri taşıyarak söz konusu ürünlerin ithalatını tamamen yasaklama kararı aldı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı, kararın uluslararası hukuka bağlılığın bir gereği olduğunu ve yerleşim faaliyetlerine karşı tutarlı bir politikanın parçası olduğunu vurguladı. Kanada hükümeti ise, yasağın ticari bir hamle değil, hukuki bir zorunluluk olduğunu belirtti. Her iki ülke de İsrail ile diplomatik ilişkilerini sürdürürken, yerleşim ürünlerine yönelik ayrımcılık yapılmaması gerektiğini savunuyor.
İsrail yönetimi ise karara sert tepki gösterdi. İsrail Dışişleri Bakanlığı, yasağın ikili ilişkilere zarar vereceğini ve ticari ayrımcılık anlamına geldiğini belirtti. İsrail, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesinin ve yasaklanmasının, barış sürecine zarar verdiğini ve Filistinlilerle İsrailliler arasındaki ekonomik işbirliğini baltaladığını öne sürüyor. Ancak uluslararası hukuk uzmanları, yerleşim birimlerinin statüsünün açık olduğunu ve bu tür önlemlerin meşru olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransa ve Kanada'nın kararı, Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da yerleşim ürünlerine yönelik artan hassasiyetin bir göstergesi. Daha önce İrlanda, İspanya, Belçika ve Lüksemburg gibi ülkeler de benzer adımlar atmış veya çağrıda bulunmuştu. Avrupa Birliği, 2022'de yayınladığı bir raporda, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesinin üye ülkeler için bağlayıcı olduğunu hatırlatmıştı. Ancak bugüne kadar tam bir ithalat yasağı konusunda AB düzeyinde ortak bir karar alınamamıştı. Fransa ve Kanada'nın bu adımı, diğer ülkeleri de benzer önlemler almaya teşvik edebilir.
Öte yandan, İsrail'in en büyük ticari ortaklarından biri olan ABD, henüz benzer bir yasak getirmedi. ABD yönetimi, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesine karşı çıkarken, yerleşim faaliyetlerini de eleştiriyor. Washington'un tutumu, İsrail üzerindeki baskının artmasını engelliyor. Ancak Fransa ve Kanada'nın kararı, transatlantik ittifak içinde bir çatlak yaratabilir. Kanada, ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olarak, bu adımıyla bağımsız bir dış politika izlediğini gösteriyor.
Yasağın pratik etkisi sınırlı olabilir; zira yerleşim ürünlerinin toplam İsrail ihracatı içindeki payı düşük. Ancak sembolik ve siyasi etkisi büyük. Yerleşim karşıtı kampanyalar yürüten sivil toplum kuruluşları, kararı memnuniyetle karşıladı. İsrail yanlısı gruplar ise yasağın ayrımcı olduğunu ve boykot hareketini cesaretlendireceğini savunuyor. Uluslararası Af Örgütü ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar, kararın uluslararası hukukun uygulanması açısından önemli bir adım olduğunu belirtti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uzun süredir uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor ve Filistin davasını destekliyor. Fransa ve Kanada'nın yerleşim ürünlerine yasak getirmesi, Ankara'nın pozisyonunu güçlendirebilir ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda benzer adımlar için çağrı yapmasına zemin hazırlayabilir. Öte yandan Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini tamamen kesmiş değil; 2023'te iki ülke arasındaki ticaret hacmi 6 milyar doları aşmıştı. Yasağın, Türkiye'nin Filistin konusundaki diplomatik çabalarını desteklerken, İsrail ile ekonomik bağlarını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Bölgesel istikrar açısından ise bu tür adımlar, İsrail'in uluslararası izolasyonunu artırarak iki devletli çözüm baskısını güçlendirebilir.