İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, bölgesel bir savaşın eşiğinde olduğumuz sinyallerini veriyor. Son haftalarda İsrail'in İran'ın askeri tesislerine yönelik saldırıları ve Tahran'ın misilleme tehditleri, Orta Doğu'da dengeleri kökünden sarsabilecek bir krizi beraberinde getirdi. Uzmanlar, olası bir İran savaşının bölgesel düzeni kalıcı olarak değiştirebileceği konusunda uyarıyor. Bu çatışma, sadece iki ülke arasında değil; aynı zamanda Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, Katar'dan Birleşik Arap Emirlikleri'ne kadar birçok aktörün stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden oluyor.
Gelişmenin Arka Planı: İran-İsrail Rekabetinden Sıcak Çatışmaya
İran ve İsrail, on yıllardır süren gölge savaşın ardından artık doğrudan çatışma alanına girmiş durumda. İsrail'in İran'ın nükleer programına yönelik gizli operasyonları, siber saldırıları ve Suriye'deki milis güçlerine vurduğu darbeler biliniyordu. Ancak son dönemde yaşananlar, bu mücadelenin boyut değiştirdiğini gösteriyor. Nisan 2024'te İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği saldırı, Tahran'ın ilk kez kendi topraklarından İsrail'e yönelik doğrudan insansız hava aracı ve füze saldırısıyla karşılık vermesine yol açtı. Ardından İsrail'in İran'ın İsfahan kentindeki bir hava üssüne misilleme yapması, taraflar arasında artık bir kırmızı çizginin kalmadığını ortaya koydu. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırması ve bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşlarına tahliye çağrıları, gerilimin ne denli ciddi olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni İttifaklar, Yeni Düşmanlıklar
Olası bir İran savaşı, Orta Doğu'daki ittifakları yeniden tanımlayabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, uzun süredir İran'ın bölgesel nüfuzundan rahatsız. Son yıllarda Çin arabuluculuğunda varılan Suudi-İran anlaşmasıyla yumuşama sinyali verilse de, Riyad ve Abu Dabi'nin İran'ın zayıflamasından memnun olacağı yorumları yapılıyor. Öte yandan Katar ve Umman, Tahran'la daha dengeli ilişkiler sürdürüyor. Küresel ölçekte ise çatışma, enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açabilir. Petrol fiyatları zaten yüksek seyrederken, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji arzını ciddi şekilde tehdit ediyor. ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçler, kendi çıkarları doğrultusunda bölgesel aktörleri etkilemeye çalışırken, BM Güvenlik Konseyi'nden şu ana kadar krize yönelik kapsamlı bir çözüm çıkmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail çatışmasının doğrudan Türkiye'ye sıçraması beklenmese de, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güvenliğini ve ekonomisini etkileyebilir. Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri, Suriye ve Irak'taki güç dengeleri ve Kafkaslar'daki gelişmeler doğrudan bu krizden etkilenecektir. Ayrıca olası bir mülteci dalgası, Türkiye'nin halihazırda yüksek olan göç yükünü daha da artırabilir. Türkiye, hem İran'la hem de İsrail'le belirli ölçüde diplomatik ve ticari ilişkilerini sürdürürken, bölgede yangının büyümesini engelleyecek bir denge siyaseti izlemek zorunda kalacaktır. Enerji fiyatlarındaki artış ise Türkiye ekonomisi için ek bir maliyet anlamına geliyor.