İran’a karşı başlatılan savaşın İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açması bekleniyordu ancak aylardır süren çatışmalar Tahran yönetimini deviremediği gibi, ülke içindeki ve dışındaki muhalifleri daha da zayıflattı. Savaşın başlangıcında ABD Başkanı Donald Trump, İran rejiminin kısa sürede yıkılacağını öngörmüştü fakat gerçeklik bu beklentileri boşa çıkardı. Reuters'a konuşan analistler, yaşanan gelişmelerin İran yönetimini hem askeri hem de siyasi olarak konsolide ettiğini, muhalefet kanatlarının ise bölünmeler yaşadığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
ABD öncülüğündeki koalisyonun İran’a yönelik askeri operasyonları, başta rejim karşıtı gruplar için bir fırsat penceresi açmıştı. Özellikle sürgündeki muhalif liderler, İran halkının ayaklanacağını ve devrimin gerçekleşeceğini umuyordu. Ancak savaş süresince İran Devrim Muhafızları ve düzenli ordusu, iç tehditlere karşı rejimi korurken dış saldırılara da karşı koymayı başardı. İran merkezli kaynaklara göre, halkın bir kısmı milli birlik refleksiyle yönetimin arkasında durdu. Aynı zamanda, Tahran yönetimi, sıkıyönetim ve geniş kapsamlı gözaltılarla muhalif sesleri susturdu. Savaşın getirdiği ekonomik zorluklara rağmen rejim, temel iaşe ve yakıt dağıtımını kontrol ederek toplumsal patlamayı engelledi.
Muhalefet cephesinde ise bölünmeler derinleşti. Sürgündeki bazı gruplar, askeri müdahaleyi desteklerken; içerideki reformist kanat, rejimle müzakere çağrıları yaptı. İran’ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusunda farklılaşan görüşler, ortak bir muhalefet stratejisi oluşturulmasını imkânsız hale getirdi. Bu durum, Tahran’ın elini güçlendirdi ve uluslararası toplumdaki rejime yönelik baskıyı da azalttı.
Bölgesel ve küresel boyut
İran’daki savaşın seyri, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, başlangıçta ABD operasyonlarına destek verirken, çatışmanın uzaması ve İran’ın misilleme tehditleriyle birlikte temkinli bir pozisyona geçti. Irak ve Suriye’de İran destekli milis gruplarının varlığı, savaşın ikinci cephelere yayılma riskini artırıyor. Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi’nde diplomatik girişimlerle İran’a dolaylı destek sağlarken, Avrupa Birliği daha çok insani yardım ve ateşkes çağrılarına odaklanmış durumda.
Küresel enerji piyasaları da etkileniyor; İran’a yönelik yaptırımlar sıkılaştırılmış olsa da, Çin ve Hindistan gibi ülkeler alternatif tedarik yolları arayışında. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma, dünya ekonomisinin toparlanmasını olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, İran rejiminin ayakta kalmasının, bölgede uzun vadeli istikrarsızlık anlamına geldiğini, fakat aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’dan çekilme stratejisini de zora soktuğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’daki çatışmaların hemen kuzeyinde yer alması nedeniyle güvenlik ve ekonomi açısından doğrudan etkileniyor. İran’ın zayıflaması Ankara için kısa vadede bir fırsat gibi görünse de, rejimin güçlenmesi PKK/PYD bağlantılı gruplara karşı ortak mücadele ve enerji ticaretinde belirsizliğe yol açıyor. Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığı, İran destekli unsurlarla doğrudan karşı karşıya gelme riskini taşıyor. Aynı zamanda, İran’dan Türkiye’ye yönelen düzensiz göç akışındaki artış, sınır güvenliğini ve sosyal dengeleri tehdit ediyor. Ankara’nın, Tahran’la diyaloğu sürdürme ve NATO içindeki hassas konumunu koruma arasında denge kurması gerekiyor; aksi halde bölgesel rekabetin odağına yerleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.