ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Çin Halk Cumhuriyeti'ne yönelik açıklamalarında beklenenden daha yumuşak bir ton benimserken, aynı gün içinde Amerikan müttefiklerine sert uyarılarda bulundu. Pentagon şefinin bu ikili tutumu, uluslararası güvenlik çevrelerinde şaşkınlık ve merak uyandırdı. Hegseth, Asya-Pasifik bölgesindeki askeri varlığı artırma sözü verirken, Çin'in bölgesel hakimiyet hedeflerine doğrudan karşı çıkmak yerine, müttefiklerin kendi savunmalarına daha fazla yatırım yapmaları gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, ABD'nin geleneksel caydırıcılık politikasında bir kırılma olarak yorumlanıyor.
Hegseth'in Çin Stratejisi ve Müttefiklere Mesajı
Hegseth, Savunma Bakanlığı'ndaki ilk büyük dış politika konuşmasında, Çin'i doğrudan tehdit olarak tanımlamaktan kaçındı. Bunun yerine, 'rekabetin kaçınılmaz olduğunu ancak çatışmanın zorunlu olmadığı'nı savundu. Bu dil, selefi Lloyd Austin'in Çin'i 'en büyük jeopolitik meydan okuma' olarak nitelemesinden belirgin bir sapma. Hegseth, Çin'in askeri yığınak yaptığı Güney Çin Denizi'ndeki gelişmelere değinirken, yalnızca 'uluslararası hukuka saygı' çağrısı yaptı.
Öte yandan, aynı gün içinde Brüksel'de NATO müttefiklerine seslenen Hegseth, Avrupa ülkelerine gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 2'sini savunmaya ayırma taahhüdünü yerine getirmeleri konusunda ültimatom verdi. 'Artık kelimelerle değil, eylemlerle ölçülüyorsunuz' diyen Bakan, 'Amerikan vergi mükelleflerinin sırtına yüklenmeden önce herkes üzerine düşeni yapmalı' ifadelerini kullandı. Bu tutum, özellikle Almanya ve Fransa tarafından soğuk karşılandı; iki ülke de savunma harcamalarını artırma sözü vermiş ancak ekonomik zorlukları gerekçe göstermişti.
Küresel Güç Dengeleri ve Bölgesel Etkiler
Hegseth'in bu ikili mesajı, ABD'nin küresel stratejisinde bir paradigma değişiminin sinyali olarak okunuyor. Bir yandan Çin ile doğrudan bir çatışma riskini minimize etmek isteyen Washington, diğer yandan müttefiklere daha fazla mali sorumluluk yükleyerek kendi askeri bütçesini rahatlatmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle Asya'da Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ABD'ye bağımlı ülkelerde kaygı yarattı. Tokyo yönetiminden bir yetkili, 'Hegseth'in Çin'e karşı daha yumuşak durması, bölgede caydırıcılığı zayıflatabilir' yorumunu yaptı.
Çin ise Hegseth'in açıklamalarını 'olumlu bir adım' olarak nitelendirirken, aynı zamanda müttefiklere yönelik baskıyı 'ABD'nin hegemonyasını sürdürme çabası' olarak eleştirdi. Pekin'in resmi yayın organı Global Times, 'Washington'un müttefiklerini sıkıştırması, Çin'e karşı birleşik bir cephe oluşturma çabasıdır; biz bu oyunu bozarız' ifadelerini kullandı. Uzmanlar, Hegseth'in stratejisinin kısa vadede ABD'nin mali yükünü azaltsa da, uzun vadede ittifak bağlarını zayıflatabilecek bir risk taşıdığı görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hegseth'in Çin'e yönelik ılımlı tutumu, Türkiye için karmaşık bir denklem oluşturuyor. Bir yandan ABD'nin Asya'da Çin ile çatışma riskini azaltması, Türkiye'nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde daha fazla esneklik sağlayabilir. Öte yandan, ABD'nin müttefiklere savunma harcamaları konusunda baskı yapması, Türkiye'yi de NATO yükümlülükleri konusunda sıkıştırabilir. Ankara, S-400 savunma sistemi krizi nedeniyle Washington ile zaten gergin ilişkilere sahip. Hegseth'in sert dili, bu gerilimi daha da tırmandırabilir. Ayrıca, ABD'nin Asya'ya odaklanması, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da Türkiye'ye daha fazla hareket alanı açabilir; ancak bu, NATO içinde daha fazla sürtüşmeye de yol açabilir.