Dünya genelinde Amerikan karşıtlığı yeni bir boyut kazanıyor. Bu kez, yalnızca Washington’un belirli politikalarına yönelik bir tepki değil; Amerika’nın küresel liderlik rolüne ve Batı merkezli uluslararası sisteme duyulan güvenin temelden sorgulanması söz konusu. Uzmanlara göre, bu yeni dalga, Soğuk Savaş sonrası dönemin tek kutuplu düzeninin sona erdiğinin ve çok kutuplu bir dünyaya geçişin sinyallerini veriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yükselen bu eğilim, ABD’nin ittifaklarını ve küresel nüfuzunu doğrudan etkiliyor.
Yeni Amerikan Karşıtlığının Kökenleri
Mevcut tablo, 2003 Irak Savaşı ya da 2011 Arap Baharı sonrası yaşanan geçici Amerikan karşıtlığından farklı. Bugün, ABD’nin demokrasi ve insan hakları söyleminin samimiyetsiz bulunması, pandemi döneminde aşı milliyetçiliği yapması ve iklim kriziyle mücadelede yetersiz kalması gibi faktörler bir araya geliyor. Ayrıca, Çin’in yükselişi ve Rusya’nın Batı’ya meydan okuması, ülkelerin alternatif güç merkezlerine yönelmesini kolaylaştırıyor. Foreign Affairs dergisinde yayımlanan bir analize göre, ABD artık “zorunlu müttefik” olarak görülmüyor; birçok gelişmekte olan ülke, kendi ulusal çıkarlarını ABD’nin küresel stratejilerinin üzerinde tutuyor. Bu durum, özellikle Asya ve Afrika’da ABD’nin diplomatik etkisini aşındırıyor.
Anket verileri de bu eğilimi doğruluyor. Pew Araştırma Merkezi’nin 2024 tarihli bir çalışmasına göre, Türkiye, Endonezya ve Güney Afrika gibi ülkelerde ABD’ye olumlu bakanların oranı son on yılda %20’nin üzerinde azaldı. Yükselen Çin ve Rusya etkisi, bu ülkelerin ABD’ye bağımlılığını azaltarak dış politikada daha çok yönlü bir tutum benimsemelerine yol açıyor. Örneğin, Suudi Arabistan ve BAE, Washington’un taleplerine rağmen Rusya ile enerji işbirliğini derinleştiriyor; Brezilya ve Hindistan ise Ukrayna savaşında tarafsız bir çizgi izliyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Bu dönüşüm, uluslararası sistemde önemli kırılmalara neden oluyor. NATO ittifakı, Avrupalı müttefiklerin ABD’nin askeri korumasına duyduğu güvenin azalmasıyla sarsılıyor; Avrupa Birliği, kendi stratejik özerkliğini inşa etme arayışına girdi. Pasifik bölgesinde ise AUKUS ve Quad gibi ABD liderliğindeki yapılanmalar, Çin’in askeri ve ekonomik yayılması karşısında sorgulanıyor. Afrika’da Fransa’nın çekilmesiyle oluşan güç boşluğu, Rusya ve Çin’in nüfuzunu artırmasına zemin hazırlıyor; ABD’nin bölgeye yönelik stratejileri ise çoğu zaman geç ve etkisiz kalıyor. Öte yandan, Ortadoğu’da ABD’nin askeri varlığı Irak’tan Suriye’ye kadar meşruiyetini kaybederken, İran’la nükleer müzakereler istenen sonucu vermiyor. Uzmanlara göre, ABD’nin küresel liderlikten çekilmesi, bölgesel güçlerin kendi güvenlik düzenlerini kurmasına yol açıyor. Bu da çatışma risklerini artırabileceği gibi işbirliği fırsatları da doğurabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, çok kutuplu düzene geçişte avantajlı konumda olan ülkelerden biri. ABD’ye bağımlılığın azalması, Türkiye’nin Rusya, Çin ve Avrupa ile çok yönlü ilişkiler yürütmesini kolaylaştırıyor. Ancak bu durum aynı zamanda güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor: NATO içinde ABD’nin azalan angajmanı, Doğu Akdeniz ve Suriye’de Türkiye’nin yalnız kalmasına neden olabilir. Ekonomik olarak, ABD ile ticaretin azalması Türk ihracatını olumsuz etkileyebilir; ancak yeni ticaret ortaklıkları (Asya, Afrika) bu kaybı telafi edebilir. Türkiye’nin, ABD ile işbirliğini tamamen terk etmeden, alternatif güç merkezleriyle dengeli bir dış politika izlemesi stratejik bir gereklilik haline geliyor.