ABD, İran'a yönelik askeri operasyonlarını 11'inci geceye taşırken Başkan Donald Trump, İran'ın kritik nükleer tesislerinden biri olan Kazma Dağı'nı vurmakla tehdit etti. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, saldırıların İran'ın nükleer programını durdurmayı hedeflediği belirtilirken, Trump'ın tehdidi dünya genelinde tansiyonu tırmandırdı. Pentagon kaynakları, yeni saldırıların özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme tesislerine yönelik olduğunu ve bu tesislerin hava savunma sistemlerinin hedef alındığını doğruladı. İran yönetimi ise saldırılara misilleme yapacağını açıklarken, Tahran'da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Bölge ülkeleri endişeyle gelişmeleri izlerken, Birleşmiş Milletler tarafları itidal çağrısında bulundu.
Saldırıların Arka Planı ve Trump'ın Kazma Dağı Tehdidi
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce İran'ın nükleer programına yönelik 'maksimum baskı' politikasını sürdüreceğini açıklamıştı. Bu kapsamda İran'a yönelik hava saldırıları, özellikle ülkenin güneyindeki nükleer tesisleri hedef alıyor. Kazma Dağı, İran'ın en büyük uranyum zenginleştirme tesislerinden biri olarak biliniyor ve uluslararası anlaşmaların ihlal edildiği gerekçesiyle ABD tarafından sık sık hedef gösteriliyor. Trump'ın bu tehdidi, sosyal medyada da yankı uyandırdı; Başkan, 'Kazma Dağı'nın tepesine bir bomba bırakmak' ifadesini kullanarak İran'a gözdağı verdi.
Uzmanlar, Trump'ın tehdidinin sembolik olduğu kadar stratejik bir mesaj taşıdığını belirtiyor. Zira Kazma Dağı, İran'ın nükleer programının kalbi olarak görülüyor ve bu tesise yapılacak bir saldırı, ülkenin nükleer faaliyetlerini yıllarca sekteye uğratabilir. Ancak bu tür bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleme riski de bulunuyor. İran'ın askeri yetkilileri, ABD'nin saldırılarına karşı 'her türlü seçeneğin masada olduğunu' duyururken, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi misillemelerden söz edildiği bildiriliyor.
Öte yandan, ABD'nin son saldırılarında İran'ın hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde tahrip edildiği ve bu sayede daha derin operasyonların mümkün hale geldiği ifade ediliyor. Pentagon, yeni nesil stealth bombardıman uçaklarının kullanıldığını ve toplamda 200'den fazla hedefin vurulduğunu açıkladı. İran ise saldırılarda sivil kayıpların yaşandığını iddia ederek uluslararası topluma çağrıda bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerginliği, Ortadoğu'da zaten kırılgan olan dengeleri altüst ediyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İran karşıtı körfez ülkeleri, ABD'ye destek sinyali verirken, Irak ve Suriye gibi İran'la bağlantılı ülkeler ise endişelerini dile getiriyor. Irak hükümeti, hava sahasının ihlal edildiğini belirterek ABD'yi protesto etti. Rusya ise tarafları diyaloğa çağırırken, Çin'in İran ile olan petrol anlaşmalarının tehdit altında olduğu belirtiliyor.
Küresel enerji piyasaları, bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İran'ın petrol üretiminin önemli bir kısmının Hürmüz Boğazı'ndan geçtiği düşünüldüğünde, olası bir abluka ham petrol fiyatlarını hızla yukarı çekebilir. Uzmanlar, ABD saldırılarının devam etmesi halinde Brent petrolün varil fiyatının 100 doları aşabileceğini öngörüyor. Bu durum, başta Avrupa olmak üzere enerji ithalatçısı ülkeler için ciddi bir enflasyon riski oluşturuyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, acil toplantı için gündem oluştururken, ABD'nin tek taraflı askeri müdahalelerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği yönünde eleştiriler yükseliyor. Avrupa Birliği, diplomatik çözüm için arabuluculuk teklif ederken, Fransa ve Almanya'nın doğrudan Tahran'la temas halinde olduğu bildiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye için hem güvenlik hem de ekonomik riskler barındırmaktadır. Türkiye, İran ile enerji ve ticaret bağlantıları olan bir komşu ülkedir; olası bir savaş, sınır güvenliğini tehdit edebilir ve mülteci akınına yol açabilir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'nın kapanması Türkiye'nin enerji maliyetlerini doğrudan artıracak ve cari açığı büyütecektir. Türkiye, şu ana kadar çatışmanın tarafları arasında denge kurmaya çalışsa da, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına destek vermediği gibi, bölgede tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunmaktadır. Ankara'nın bu krizden en az zararla çıkması için hem ABD hem de İran ile iletişim kanallarını açık tutması beklenmektedir.