Avrupa Birliği’nin (AB) kriz yönetiminden sorumlu Komiseri Janez Lenarcic, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ile Ruanda arasında acil bir ateşkes ilan edilmesi gerektiğini belirterek, Ebola salgınının yayılmasıyla birlikte barışın sağlanmasının her zamankinden daha kritik hale geldiğini ifade etti. Lenarcic, Brüksel’de düzenlenen bir basın toplantısında, “Ebola virüsü sınır tanımıyor. Çatışma bölgelerinde sağlık ekiplerinin çalışması neredeyse imkânsız. Bu nedenle ateşkes, sadece siyasi bir hedef değil, aynı zamanda bir halk sağlığı gerekliliğidir” dedi.
Ebola salgını ve çatışmanın kesiştiği nokta
DKC’nin doğusunda, özellikle Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde 2018 yılından bu yana devam eden Ebola salgını, ülkedeki silahlı çatışmalar nedeniyle kontrol altına alınamıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, salgında şu ana kadar 3.400’den fazla vaka tespit edilirken, 2.200’den fazla kişi hayatını kaybetti. Bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar, sağlık ekiplerine yönelik saldırılarda bulunurken, aşı kampanyaları ve tedavi merkezlerine erişim de kısıtlanıyor.
Öte yandan, DKC hükümeti ile Ruanda arasında uzun süredir devam eden gerilim de bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiriyor. Ruanda, DKC’nin doğusunda faaliyet gösteren ve kendisine tehdit oluşturduğunu iddia ettiği Demokratik Güçler Birliği (FDLR) milislerine karşı askeri operasyonlar düzenlerken, Kinsasha yönetimi ise Ruanda’yı toprak bütünlüğünü ihlal etmekle suçluyor. Bu çerçevede AB Komiseri Lenarcic’in ateşkes çağrısı, iki ülke arasında var olan diplomatik krizi aşmaya yönelik uluslararası baskının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgınının Ruanda, Uganda, Burundi ve Güney Sudan gibi komşu ülkelere sıçrama riski, uluslararası toplumun dikkatini bölgeye çevirmesine neden oluyor. DSÖ, salgının kontrol altına alınabilmesi için çatışmaların durdurulması ve insani koridorların açılması gerektiğinin altını çiziyor. AB, şu ana kadar salgınla mücadele için 100 milyon avronun üzerinde fon sağlarken, ateşkesin sağlanması durumunda bu yardımın artırılabileceğini belirtiyor.
Ancak, bölgedeki silahlı grupların çeşitliliği ve yerel dinamiklerin karmaşıklığı, ateşkesin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk çabaları şu ana kadar somut bir ilerleme sağlayamadı. Uzmanlar, Ebola salgınının yarattığı aciliyetin, tarafları masaya oturmaya zorlayabileceğini, ancak kalıcı bir barış için daha kapsamlı bir siyasi sürecin gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika Boynuzu ve Sahra Altı Afrika’da artan diplomatik ve ekonomik varlığıyla, DKC ve Ruanda arasındaki çatışmanın sonuçlarından doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin Somali, Etiyopya ve Sudan gibi ülkelerdeki insani yardım ve kalkınma projeleri, bölgesel istikrara bağlı. Ebola salgınının yayılması, sadece sağlık krizi değil, aynı zamanda ticaret yollarını ve enerji projelerini de tehdit edebilir. Ayrıca, Türkiye’nin BM barış gücü misyonlarına verdiği destek ve Afrika ülkeleriyle imzaladığı askeri iş birliği anlaşmaları, bu tür çatışmaların çözümünde arabuluculuk rolü üstlenme potansiyelini artırıyor. Ancak, doğrudan bir Türk çıkarının bulunmaması nedeniyle, AB’nin ateşkes çağrısı Türkiye’nin bölgeye yönelik politikalarını doğrudan etkilemeyecektir.