11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen, ABD'nin terörle mücadele kapasitesinin zayıfladığı yönünde uyarılar yükseliyor. Güvenlik uzmanları, bütçe kesintileri, deneyimli yetkililerin kaybı ve kaynakların başka tehditlere yönlendirilmesinin ülkeyi yeni bir saldırı riskiyle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Uzmanlar, artan rehavet ve kurumsal ihmalin, 11 Eylül sonrası oluşturulan güvenlik mimarisini aşındırdığını vurguluyor.
11 Eylül Sonrası Güvenlik Mimarisi ve Aşınma
11 Eylül saldırılarından sonra ABD, terörle mücadele için devasa bir güvenlik aygıtı kurdu. İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) oluşturuldu, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) ve çeşitli istihbarat birimleri yeniden yapılandırıldı. Ancak aradan geçen çeyrek asırda, bu yapıların etkinliği sorgulanır hale geldi. Son yıllarda yapılan bütçe kesintileri, terörle mücadele birimlerinin personel kaybına ve operasyonel kapasitesinin düşmesine neden oldu. Emekli olan deneyimli istihbarat görevlilerinin yerine yeterince nitelikli eleman yetiştirilemediği belirtiliyor.
Öte yandan, ABD'nin savunma ve istihbarat kaynaklarının önemli bir kısmı, terör örgütleriyle mücadeleden ziyade Rusya ve Çin gibi devlet aktörlerine karşı yürütülen büyük güç rekabetine kaydırıldı. Bu stratejik kayma, cihatçı terör örgütleri gibi asimetrik tehditlere ayrılan kaynağın azalmasına yol açtı. Uzmanlar, El Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin hâlâ aktif olduğunu ve yeniden yapılanma çabası içinde olduklarını hatırlatıyor.
Ayrıca, iç terör tehdidi de artmış durumda. Beyaz üstünlükçü gruplar ve aşırı sağcı milisler, son yıllarda ABD'de en ölümcül terör saldırılarının faili oldu. Ancak federal kaynakların bir kısmının bu tehdide yeterince odaklanmadığı eleştirisi yapılıyor.
Küresel Terör Tehdidinin Dönüşümü
11 Eylül sonrası dönemde terör tehdidi önemli ölçüde dönüştü. El Kaide'nin Afganistan ve Pakistan'daki merkezleri büyük ölçüde dağıtıldı; liderleri öldürüldü. IŞİD ise Suriye ve Irak'ta toprak kaybetti, ancak çevrimiçi propagandayla küresel çapta militan toplamayı sürdürüyor. Son yıllarda Afrika'nın Sahel bölgesi, Somali ve Mozambik gibi bölgelerde terör örgütleri etkinliğini artırdı. Uzmanlar, ABD'nin bu bölgelerdeki istihbarat ve operasyonel kapasitesinin sınırlı olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, terör örgütleri teknolojiyi daha etkin kullanıyor. Şifreli iletişim, insansız hava araçları ve siber saldırılar, mücadeleyi zorlaştırıyor. ABD'nin bu yeni tehditlere karşı hazırlıksız olduğu ve yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı ifade ediliyor. Özellikle yapay zeka destekli propaganda ve deep fake teknolojileri, radikalleşme süreçlerini hızlandırıyor.
Uzmanlar ayrıca, ABD'nin müttefikleriyle istihbarat paylaşımının azaldığını ve uluslararası işbirliğinin zayıfladığını dile getiriyor. NATO içinde terörle mücadele konusunda farklı önceliklerin ortaya çıkması, ortak operasyonları güçleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin terörle mücadele kapasitesindeki zayıflama, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, PKK/YPG, DEAŞ ve FETÖ gibi örgütlerle mücadelede ABD ile istihbarat paylaşımına ve operasyonel işbirliğine önem veriyor. Ancak ABD'nin kaynaklarını başka alanlara kaydırması, Suriye ve Irak'taki terör unsurlarına karşı ortak mücadeleyi zayıflatabilir. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki istihbarat boşluğu, Türkiye'nin kendi güvenlik önlemlerini artırmasını ve bölgesel aktörlerle yeni işbirlikleri geliştirmesini gerektirebilir. Bu durum, Türkiye'nin savunma sanayii ve sınır güvenliği yatırımlarını daha da önemli kılıyor.