Avrupa Birliği'nin zengin üye ülkeleri, 2025 bütçesinde Kıbrıs dönem başkanlığının önerdiği yüzde 2'lik kesintiyi yetersiz bularak daha büyük tasarruf tedbirleri talep ediyor. Almanya'nın öncülüğündeki bu grup, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin de desteğini alarak Brüksel'deki müzakerelerde sesini yükseltiyor. AB'nin mali çerçevesindeki bu tartışma, üye ülkeler arasında derin bir ayrışmayı gözler önüne seriyor. Bir yanda mali disiplini önceliklendiren ve bütçe açıklarını azaltmak isteyen net katkı sağlayıcılar, diğer yanda ise daha fazla harcama ve esneklik talep eden Akdeniz ülkeleri ve yeni üyeler yer alıyor.
Kıbrıs’ın önerisi neden yetersiz bulunuyor?
Kıbrıs, AB dönem başkanı olarak 2025 yılı bütçesinde toplam harcamalarda yüzde 2'lik bir azaltma öngören bir taslak sunmuştu. Bu öneriye göre, bütçe kalemlerinde yapılacak kısıntılarla yaklaşık 300 milyon avroluk tasarruf sağlanması hedefleniyordu. Ancak Almanya, Avusturya, İsveç, Danimarka ve Hollanda gibi maliye politikalarında kemer sıkmayı savunan ülkeler, bu oranı 'yetersiz' ve 'sembolik' olarak nitelendirdi.
Söz konusu ülkeler, AB'nin pandemi sonrası toparlanma fonları, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme gibi büyük harcama programlarıyla karşı karşıya olduğunu, bu nedenle daha radikal kesintiler yapılması gerektiğini belirtiyor. Özellikle Almanya, kamu maliyesindeki sıkıntılarına rağmen AB bütçesine en büyük katkıyı yapan ülke konumunda ve bu katkının daha verimli kullanılmasını istiyor. Alman Maliye Bakanı Christian Lindner, 'AB'nin her avroyu haklı çıkarması gerekiyor. Bugünün koşullarında yüzde 2'lik bir kesinti samimi bir kemer sıkma programı olarak kabul edilemez' ifadelerini kullandı.
Diğer yandan, bütçe kesintilerine karşı çıkan ülkeler de var. Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi güney Avrupa ülkeleri, tarım sübvansiyonları ve uyum fonlarının korunması gerektiğini savunuyor. Bu ülkeler, bütçe kesintilerinin en çok kendilerini etkileyeceğini, çünkü yatırım projelerinin ve kırsal kalkınma desteğinin risk altına gireceğini ifade ediyor. Ayrıca Polonya ve Macaristan gibi doğu Avrupa ülkeleri de, AB fonlarının gelişmişlik farklarını kapatmadaki rolüne vurgu yaparak kesintilere karşı çıkıyor.
Bütçe savaşının küresel boyutu
AB bütçe tartışmaları yalnızca üye ülkeler arasında bir mali mesele değil; aynı zamanda bloğun küresel rekabet gücünü ve stratejik özerkliğini de ilgilendiriyor. AB, Çin ve ABD karşısında teknolojik ve endüstriyel alanda geri kalmamak için büyük yatırımlar yapmak zorunda. Yeşil Mutabakat ve Dijital On Yıl hedefleri, milyarlarca avroluk ek kaynak gerektiriyor. Ancak net katkı sağlayıcı ülkeler, bu yatırımların mevcut bütçe kalemlerini şişirmeden, önceliklendirme ve reform yoluyla finanse edilmesini talep ediyor.
AB Komisyonu ise daha dengeli bir yaklaşım sergiliyor. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, bütçede 'tasarruf ve yatırım arasında bir denge kurulması gerektiğini' belirterek, stratejik alanlardaki harcamaların kısılmaması çağrısı yapıyor. Öte yandan, Avrupa Parlamentosu da özellikle eğitim, araştırma ve sağlık gibi alanlarda bütçenin artırılması yönünde tavır alıyor. Parlamento Bütçe Komitesi Başkanı Johan Van Overtveldt, 'Kesintiler kısa vadeli mali disiplin sağlayabilir ancak uzun vadede AB'nin rekabetçiliğine zarar verir' uyarısında bulundu.
Tartışmalar sürerken, AB'nin 2025 bütçesinin geleceği belirsizliğini koruyor. Üye ülkeler arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, bütçenin geçici olarak 2024 seviyesinde işlemesi veya olağanüstü bir bütçe zirvesi düzenlenmesi ihtimalleri konuşuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB bütçe tartışmaları, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de dolaylı etkileri bulunuyor. Türkiye, AB aday ülkesi olarak katılım öncesi mali yardımlar ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi konularda AB bütçesine bağımlı. Olası kesintiler, özellikle Kıbrıs Rum kesiminin dönem başkanlığı sırasında Türkiye aleyhine kullanılabilir. Ayrıca, AB'nin mali daralmaya gitmesi, Türkiye'ye yönelik kalkınma fonlarının azalması riskini doğuruyor. Öte yandan, AB'nin bütçe disiplini arayışı, Türkiye'nin de kamu maliyesinde reform yapması gerektiğini hatırlatıyor. Küresel ölçekte ise AB'nin rekabet gücünün zayıflaması, Türkiye'nin ihracat pazarlarını olumsuz etkileyebilir.