Wall Street analistleri, ikinci çeyrek finansal sonuçları için şirketlere adeta ulaşılmaz bir hedef koydu. Yatırım bankası Piper Sandler'a göre ise ABD şirketleri bu beklentileri karşılayabilecek güçte. Piyasalar, büyüme endişeleri ve yüksek faiz ortamında kâr marjlarının korunup korunamayacağını sorgularken, analistlerin çıtayı bu kadar yükseltmesi dikkatleri bu çeyreğe çevirdi.
Gelişmenin arka planı
İkinci çeyrek kâr sezonu öncesinde S&P 500 şirketleri için kâr büyüme beklentisi yüzde 10'un üzerine çıkmış durumda. Bu, pandemi sonrası toparlanmanın zirve yaptığı 2021'den bu yana en yüksek oran. Ancak enflasyon, faiz artırımları ve jeopolitik riskler şirketlerin maliyet yapısını zorluyor. Özellikle teknoloji devleri, yapay zeka yatırımları ve bulut hizmetleriyle bu büyümeyi sürdürebilecek mi, asıl merak konusu.
Piper Sandler stratejistleri, şirketlerin fiyatlama gücünü koruduğunu ve maliyetleri düşürme konusunda başarılı olduğunu belirtiyor. Ayrıca, istihdam piyasasının güçlü seyretmesi ve tüketici harcamalarının dirençli kalması, kâr marjlarını destekleyen faktörler arasında. Analistler, özellikle finans ve enerji sektörlerinde kâr artışının beklentileri aşabileceğini öngörüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD şirket kârlarındaki bu iyimserlik, küresel piyasalar üzerinde de etkili olabilir. Avrupa ve Asya borsaları, ABD'den gelecek olumlu sinyallere duyarlı. Ancak Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımlarına devam etmesi ve Çin ekonomisindeki yavaşlama, küresel büyüme görünümünü gölgeliyor. ABD şirketlerinin küresel faaliyetleri göz önüne alındığında, doların güçlü seyri de ihracat gelirlerini baskılayabilir.
Yatırımcılar, bu çeyrekte şirket yöneticilerinin yılın ikinci yarısı için yapacakları öngörülere odaklanacak. Eğer iyimser tahminler gerçekleşirse, S&P 500'de yeni rekor seviyeler görülebilir. Ancak aksi bir durumda, piyasalarda satış baskısı artabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki kâr artışı, Türkiye'nin ihracat pazarları ve finansal istikrarı açısından önemli. Güçlü ABD talebi, Türk ihracatçılarına olumlu yansıyabilir. Ancak doların değer kazanması, Türkiye'nin ithalat maliyetini artırarak cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, küresel risk iştahının artması gelişmekte olan piyasalara sermaye girişini hızlandırabilir. TCMB'nin sıkı para politikası ile bu dönemi dengeli geçirmesi kritik önem taşıyor.