İklim değişikliğinin etkisiyle aşırı hava olayları daha sık ve yıkıcı hale gelirken, dünya genelinde hükümetler ve kurumlar bu yeni normale uyum sağlamakta zorlanıyor. Sel, kuraklık, orman yangını ve kasırga gibi afetler milyarlarca dolarlık hasara yol açıyor. Uzmanlar, mevcut altyapı ve hazırlık seviyelerinin çoğu ülkede yetersiz olduğunu vurguluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalırken, finansman ve teknoloji eksikliği bu ülkeleri daha kırılgan hale getiriyor.
Artan Riskler ve Yetersiz Altyapı
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre, son 20 yılda aşırı hava olaylarının sayısı iki katına çıktı. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporları, 1970-2019 yılları arasında hava, iklim ve su kaynaklı afetlerin yüzde 70'inin gelişmekte olan ülkelerde yaşandığını ortaya koyuyor. Bu afetlerde 2 milyondan fazla insan hayatını kaybetti ve ekonomik kayıplar 3.6 trilyon doları buldu. Uzmanlar, iklim değişikliğinin hızlanmasıyla bu rakamların artacağına dikkat çekiyor. Örneğin, 2022'de Pakistan'da yaşanan sel felaketi 33 milyon insanı etkiledi ve 30 milyar dolardan fazla hasara yol açtı. Oysa ülkenin afet yönetim sistemi, bu büyüklükte bir krizle başa çıkamadı.
Öte yandan, gelişmiş ülkelerin de yeterince hazır olmadığı görülüyor. 2021'de Almanya ve Belçika'da sel felaketlerinde yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Almanya'nın köklü afet yönetim sistemi, ani ve yoğun yağışlar karşısında çaresiz kaldı. 2023'te Kanada ve Yunanistan'da rekor kıran orman yangınları, ülkelerin yangınla mücadele ekipmanları ve personel eksikliğini gözler önüne serdi. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), 2023'te ülkede 28 ayrı milyar dolarlık iklim felaketi yaşandığını açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Adaptasyon ve Finansman Krizi
İklim değişikliğine uyum konusunda ülkeler arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Adaptasyon Açığı Raporu'na göre, gelişmekte olan ülkelerin iklim uyumu için yıllık ihtiyaç duydukları finansman 160-340 milyar dolar aralığında. Ancak mevcut akış sadece 21 milyar dolar seviyesinde. Paris İklim Anlaşması kapsamında gelişmiş ülkelerin 2020'den itibaren yılda 100 milyar dolar sağlama taahhüdü henüz tam olarak yerine getirilmiş değil. Bu durum, özellikle savunmasız ülkelerin erken uyarı sistemleri, iklime dayanıklı altyapı ve sosyal koruma ağları kurmasını engelliyor.
Küresel ölçekte, Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlar iklim risklerinin ekonomik istikrarı tehdit ettiğini kabul ediyor. 2024 yılında yayımlanan bir IMF çalışması, aşırı hava olaylarının enflasyon ve borç sürdürülebilirliği üzerinde kalıcı etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Özellikle tarım ve turizme bağımlı ekonomiler, iklim şoklarına karşı daha hassas. Örneğin, 2023'teki sıcak hava dalgaları Avrupa'da tarımsal üretimi yüzde 10-20 oranında düşürdü. Uzmanlar, bu tür olayların artmasıyla gıda güvenliğinin küresel çapta tehdit altına girebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Son yıllarda sıklığı ve şiddeti artan orman yangınları, sel ve kuraklık, ülkenin afet yönetimi kapasitesini zorluyor. 2021'deki Muğla ve Antalya yangınları ile 2023'teki Adıyaman sel felaketleri, mevcut altyapının yetersizliğini gözler önüne serdi. Ayrıca, tarım sektörünün iklim değişikliğine duyarlılığı, gıda enflasyonu ve kırsal kalkınma üzerinde baskı yaratıyor. Türkiye'nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne sunduğu Ulusal Katkı Beyanı'nda uyum ve azaltım hedefleri yer alıyor, ancak uygulama hızı ve finansmanı tartışma konusu. Bu bağlamda, ülkelerin aşırı hava koşullarına hazırlık seviyesi, Türkiye'nin de dâhil olduğu gelişmekte olan ülkeler için hayati önem taşıyor.