Üç yıldan biraz daha uzun bir süre önce, Rusya'nın Ukrayna'da kaybedip kaybetmeyeceği değil, yalnızca ne zaman kaybedeceği sorusunun gündemde olduğunu değerlendirmiştik. O dönemde Ukrayna'nın derin vuruş yapan insansız hava araçları (İHA) ilk kez Rusya'nın iç bölgelerini tehdit etmeye başlamış ve Ukrayna ordusu Belgorod Oblastı'na sınır ötesi bir baskın düzenlemişti. Bugün geldiğimiz noktada ise Rusya, Ukrayna topraklarında stratejik olarak geri çekilmekte, uluslararası yaptırımların ağırlığı altında ezilmekte ve Vladimir Putin'in elinde askeri bir koz olarak nükleer silahlardan başka bir seçenek kalmadığı yönünde endişeler artmaktadır.
Savaşın Seyri ve Rusya'nın Stratejik Çıkmazı
Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgal harekatı, beklenenin aksine Ukrayna direnişi karşısında büyük kayıplar vermiş ve Moskova yönetimi birçok cephede gerilemiştir. Kharkiv ve Herson bölgelerindeki başarılı Ukrayna karşı taarruzları, Rus ordusunun lojistik zafiyetlerini ve moral düşüklüğünü gözler önüne sermiştir. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği tarafından sağlanan gelişmiş silah sistemleri, Ukrayna'nın savunma kapasitesini artırmış ve Rus hedeflerine yönelik hassas vuruşlar gerçekleştirmesine olanak tanımıştır.
Üç yıl önce yapılan analizlerde, Rusya'nın savaşın ilk aylarındaki avantajını koruyamayacağı ve uzun vadeli bir çatışmada Ukrayna'nın direncinin ağır basacağı öngörülmüştü. Bugün bu öngörüler büyük ölçüde doğrulanmış görünüyor. Rusya, Donbas bölgesinde bazı kazanımlar elde etse de, stratejik hedeflerine ulaşmaktan oldukça uzak. Ukrayna'nın Karadeniz'deki başarısı, Rus donanmasını geri çekilmeye zorlamış ve tahıl koridoru anlaşmaları sayesinde Ukrayna ekonomisi ayakta kalmayı başarmıştır.
Nükleer Tehdidin Yeniden Yükselişi
Putin'in yenilgiye yaklaştıkça nükleer silahlara başvurma ihtimali, Batılı istihbarat kurumları ve askeri analistler tarafından sıkça tartışılır hale gelmiştir. Rusya'nın askeri doktrininde, devletin varlığına yönelik bir tehdit durumunda nükleer silah kullanımı öngörülmektedir. Ukrayna'daki yenilginin Putin rejimi için siyasi bir varoluş krizi anlamına gelebileceği düşünüldüğünde, bu senaryo daha da olası hale gelmektedir.
Son aylarda Rusya'nın Belarus topraklarına taktik nükleer silah konuşlandırması ve nükleer tatbikatlarını artırması, Batı'da alarm zillerini çaldırmıştır. ABD ve NATO, Rusya'nın olası bir nükleer hamlesine karşı hazırlıklarını sürdürürken, Çin ve Hindistan gibi ülkeler de tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulunmaktadır. Ukrayna ise uluslararası toplumdan daha fazla hava savunma sistemi ve uzun menzilli silah talep ederek Rus tehditlerine karşı kendini korumaya çalışmaktadır.
Ancak nükleer silah kullanımının sonuçları sadece Ukrayna ile sınırlı kalmayacaktır. Böyle bir adım, küresel nükleer tabuyu yıkacak ve dünya genelinde yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilecektir. Ayrıca Rusya'nın uluslararası arenada tamamen izole olmasına ve Çin gibi müttefiklerini bile kaybetmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya-Ukrayna savaşının gidişatı ve nükleer tehditlerin artması, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişmedir. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında Karadeniz'deki güvenlik dengelerini yakından takip etmektedir. Olası bir nükleer kriz, Türkiye'nin enerji güvenliğini, özellikle doğalgaz ve petrol ithalatını tehdit edebilir. Türkiye, NATO'nun güney kanadında kritik bir üye olarak, ittifakın caydırıcılık politikalarının bir parçasıdır. Ayrıca Türkiye'nin Ukrayna'ya yaptığı İHA sevkiyatı ve insani yardımlar, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmiştir. Savaşın sonlanması için diplomasiye ağırlık veren Türkiye, nükleer tırmanışın engellenmesi için arabulucu rolünü sürdürmektedir.