Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın seçimlerde vatandaş olmayan kişilerin oy kullandığı iddiaları üzerine başlattığı kapsamlı soruşturma, beklenen sonuçları vermedi. ProPublica'nın ortaya çıkardığı belgelere göre, federal yetkililer yıllar süren araştırmalara rağmen yaygın bir yabancı oy kullanma vakası tespit edemedi. Soruşturma, Trump'ın 2017'de kurduğu ve başkanlık seçimlerindeki iddiaları araştırmakla görevlendirilen Presidential Advisory Commission on Election Integrity ile başladı. Komisyon, 50 eyaletten seçmen listelerini talep etti ancak birçok eyalet bu talebi reddetti veya sınırlı veri paylaştı. Süreç, komisyonun 2018'de feshedilmesiyle sonuçsuz kaldı.
Soruşturmanın Perde Arkası
Trump'ın seçim güvenliği konusundaki endişeleri, 2016 seçimlerinin ardından üç milyondan fazla vatandaş olmayan kişinin oy kullandığına dair asılsız iddialara dayanıyordu. Bu iddialar, o dönem Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer tarafından da dile getirilmişti. Ancak ProPublica'nın ulaştığı iç yazışmalar, görevlilerin bile bu iddiaları destekleyecek kanıt bulamadığını gösteriyor. 2017'de kurulan komisyon, başkanlığa Kris Kobach'ı getirdi. Kobach, göçmen karşıtı politikalarıyla bilinen bir isimdi ve daha önce de vatandaş olmayanların oy kullandığına dair iddiaları savunmuştu. Komisyon, seçmen kayıtlarını taramak için büyük bir veri analizi başlattı. Ancak kısa sürede teknik ve hukuki engellerle karşılaştı. Eyaletlerin bir kısmı veri paylaşımını reddederken, bazıları da yalnızca sınırlı bilgi verdi.
Yapılan analizlerde, milyonlarca kayıt incelenmesine rağmen vatandaş olmayan seçmen oranının yüzde 0.001'in altında kaldığı tespit edildi. Örneğin, Georgia'da 2017'de yapılan bir taramada 7 milyon kayıtlı seçmenden yalnızca 4 kişinin vatandaş olmayan biri olabileceği belirlendi ve bu kişilerin de oy kullanıp kullanmadığı doğrulanamadı. Benzer şekilde, Teksas'ta 13 milyon seçmenden yalnızca 58 kişinin vatandaşlık durumu şüpheli bulundu. Bu sayılar, Trump'ın iddialarının aksine sistematik bir dolandırıcılık olmadığını gösteriyordu.
Siyasi ve Hukuki Sonuçlar
Soruşturmanın başarısızlığı, Trump'ın seçim güvenliği konusundaki söylemlerini zayıflattı. Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları, komisyonun asıl amacının seçmen kayıtlarını baskılamak olduğunu savundu. NAACP gibi kuruluşlar, komisyonun azınlık seçmenleri hedef aldığını iddia ederek dava açtı. Mahkemeler, komisyonun veri toplama yöntemlerini sorguladı ve bazı eyaletlerin veri paylaşımını engelledi. Komisyon, 2018'de feshedildiğinde herhangi bir resmi rapor yayınlamadı. ProPublica'nın elde ettiği belgeler, komisyon üyelerinin kendi aralarında bile bulguların yetersizliğini tartıştığını gösteriyor. Bazı üyeler, kamuoyuna açıklama yaparak iddiaların çürütülmesini istedi ancak Beyaz Saray bu talepleri geri çevirdi.
Bu durum, ABD'de seçim güvenliği tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Trump ve destekçileri, 2020 seçimlerinde de benzer iddiaları gündeme getirmiş ve bu söylem, 6 Ocak Kongre baskını gibi olayları tetiklemişti. Ancak mahkemeler ve bağımsız denetimler, bu iddiaların hiçbirini kanıtlayamadı. Uzmanlar, bu tür iddiaların kamuoyunda güvensizlik yaratarak demokratik süreçlere zarar verdiğine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD'deki seçim güvenliği tartışmalarının iç siyasetteki etkisini göstermesi açısından önemli. Türkiye, ABD'deki göçmen ve seçim politikalarını yakından izliyor; çünkü ABD'de yaşayan Türk toplumu, iki ülke arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkilerde köprü görevi görüyor. Öte yandan, ABD'deki seçim sistemine duyulan güvenin azalması, küresel demokrasi algısını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, kendi seçim süreçlerinde şeffaflık ve güvenilirlik ilkelerini vurgularken, ABD'deki bu tür tartışmaların uluslararası kamuoyunda demokratik değerlere yönelik güveni zedeleme potansiyeli taşıdığını değerlendirmektedir. Türk yetkililerin, seçim güvenliği konusunda uluslararası iş birliklerine açık olduğu bilinmektedir; ancak bu konudaki asılsız iddialar, küresel ölçekte seçim süreçlerine duyulan güveni sarsabilir.