2005 yılında Katrina Kasırgası, ABD’nin afet yönetimindeki derin boşlukları gözler önüne sermişti. Federal Acil Durum Yönetim Ajansı (FEMA) o dönemde başarısızlıkla suçlanmış ve reform sözleri verilmişti. Ancak 21 yıl sonra, ülkenin afet hazırlığı hâlâ kırılgan bir yapıda. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkisiyle sıklaşan ve şiddetlenen felaketler karşısında FEMA’nın yetersiz kaldığını, sistemik sorunların giderilmediğini ve Amerikan halkının gelecekteki krizlere karşı savunmasız olduğunu belirtiyor. Bu durum, yalnızca ABD için değil, küresel ölçekte afet yönetiminin geleceği açısından da alarm zilleri çalıyor.
Katrina’dan kalan miras ve reformların gölgesinde geçen yıllar
2005’te Katrina Kasırgası, New Orleans’ı harabeye çevirmiş, 1.800’den fazla kişinin ölümüne yol açmış, milyarlarca dolarlık hasar bırakmıştı. O dönemde FEMA’nın koordinasyon eksikliği, yavaş müdahalesi ve hükümetin kademeli tepkisi büyük eleştirilmişti. Dönemin başkanı George W. Bush, “Beni kimse yönetimimizin başarısız olduğunu söyleyemez” dese de, kurum yeniden yapılandırılmayı kabul etti. FEMA, 2006 yılında çıkarılan Post-Katrina Acil Durum Yönetim Reformu Yasası ile yetkilerini artırdı ve daha koordineli bir yapıya kavuştu. ‘Öğrenilen dersler’ teması, o dönemin ana sloganıydı.
Ancak geçen yıllar, bu reformların sınırlı kaldığını gösterdi. Uzmanlar, FEMA’nın karmaşık bürokratik yapısı, yetersiz finansmanı ve geçici personel sorunları nedeniyle hâlâ ihtiyaç duyulan esneklikten yoksun olduğunu dile getiriyor. Özellikle son dönemde yaşanan Kaliforniya orman yangınları, Teksas’ı vuran Harvey Kasırgası ve Puerto Rico’yu harap eden Maria gibi felaketlerde, FEMA’nın müdahalesi yetersiz bulunmuş; bölgesel farklılıklar ve iklim kaynaklı aşırı hava olayları karşısında çaresiz kalındığı ortaya çıkmıştı. Kurum, afet öncesi hazırlığı geliştirmek yerine, sürekli olarak kriz sonrası müdahaleyle uğraşmak zorunda kalıyor.
İklim değişikliği ve artan riskler: Yeni bir dönem
İklim değişikliği, afetleri daha sık ve daha yıkıcı hale getiriyor. ABD’de son 20 yılda milyar dolarlık hava felaketi sayısı katlanarak arttı. Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) verilerine göre, sadece geçen yıl 25 milyar dolarlık hava felaketi yaşandı. Artan sıcaklıklar, kuraklıklar, orman yangınları, su baskınları ve kasırga yoğunluğundaki artış, FEMA’nın kaynaklarının bu risklerle başa çıkacak şekilde genişletilmesini zorunlu kılıyor. Ancak kurum, hâlâ eskiye dayalı risk modelleriyle çalışıyor; bu da gelecekteki hasarın tahmin edilmesini zorlaştırıyor.
Uzmanlar, FEMA’nın sadece afet sonrası değil, öncesinde de risk azaltma projelerine ağırlık vermesi gerektiğini söylüyor. Ancak bu alandaki bütçe kesintileri ve politik tartışmalar, uzun vadeli planlamayı baltalıyor. Özellikle son başkanlık dönemlerinde FEMA bütçesinin afet fonu kapsamında ele alınması, kongrede yaşanan tıkanıklıklar ve siyasi çekişmeler, kurumun reform ihtiyacını perdeliyor. Aynı zamanda, eyaletlerin ve yerel yönetimlerin kapasitelerindeki farklılıklar, ulusal düzeyde eşit bir hazırlık seviyesi yakalanmasını engelliyor. Bu durum, iklim krizi derinleştikçe ‘Katrina sonrası’ dönemin değil, ‘Katrina öncesi’ savunmasızlığın bir benzerinin yaşanma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, küresel iklim krizinin afet yönetimi üzerindeki etkisini gözler önüne serdiğinden, Türkiye için de doğrudan çıkarımlar içeriyor. Türkiye, deprem, sel ve orman yangınları gibi doğal afetlere oldukça açık bir coğrafyada yer alıyor. AFAD’ın kurumsal kapasitesi arttıysa da, FEMA’nın içine düştüğü finansman ve bürokrasi sarmalı, Türkiye için de bir uyarı niteliğinde. Özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, afet hazırlığının önemini bir kez daha hatırlattı. Türkiye, ulusal afet risk azaltma planlarını güçlendirerek ve kurumlar arası koordinasyonu artırarak, benzer zafiyetlerin önüne geçebilir. Ayrıca ABD’deki bu tartışmalar, uluslararası afet yardımlaşma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini de gösteriyor; bu bağlamda Türkiye, bölgesel liderlik rolünü öne çıkarabilir.