ABD'nin yaptırım listesine aldığı Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) yargıçları, eski Başkan Donald Trump ve üst düzey yönetim yetkililerine karşı ABD federal mahkemesinde dava açtı. Davacı yargıçlar, Trump yönetiminin ICC'ye yönelik yaptırım kararlarının yargı bağımsızlığına açık bir saldırı olduğunu ve uluslararası hukukun temel ilkelerini ihlal ettiğini savunuyor. Dava, Trump'ın 2020 yılında ICC personeline yönelik vize kısıtlamaları ve mal varlığı dondurma kararlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle açıldı. Yargıçlar, bu yaptırımların mahkemenin Afganistan ve Filistin'deki soruşturmalarını engellemeyi amaçladığını ve ABD'nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunu ileri sürüyor.
Gelişmenin arka planı
ICC, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi uluslararası suçları yargılayan daimi bir mahkeme olarak 2002 yılında kuruldu. ABD, ICC'yi tanımamakla birlikte, mahkemenin Amerikan vatandaşlarını yargılama yetkisini kullanmasına sürekli karşı çıktı. Trump yönetimi, ICC'nin Afganistan'daki ABD askerleri ve CIA personeli hakkında soruşturma başlatmasının ardından sert önlemler aldı. Haziran 2020'de Trump, ICC Başsavcısı Fatou Bensouda ve üst düzey bir yetkiliye yönelik yaptırım kararı imzaladı. Karar, mahkeme personelinin ABD varlıklarının dondurulmasını ve vize kısıtlamalarını içeriyordu. Biden yönetimi Nisan 2021'de bu yaptırımları kaldırdı ancak yargıçlar, Trump döneminde uğradıkları zararların tazmini için hukuki süreç başlatma kararı aldı.
Davacı yargıçlar arasında ICC yargıcı ve eski başkanı Chile Eboe-Osuji ile yargıç Marc Perrin de Brichambaut bulunuyor. İki yargıç, yaptırımlar nedeniyle ABD'deki banka hesaplarının dondurulduğunu ve seyahat özgürlüklerinin kısıtlandığını belirterek kişisel zarar gördüklerini ifade etti. Dava, Washington DC Bölge Mahkemesi'nde görülecek ve Trump, eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, eski Hazine Bakanı Steven Mnuchin ile diğer üst düzey yetkilileri sanık olarak gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ICC'nin Filistin'deki savaş suçu soruşturması, ABD-İsrail ilişkileri ve Ortadoğu dengeleri açısından kritik önem taşıyor. Mahkeme, 2021 yılında Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de işlenen savaş suçlarını soruşturma yetkisini kabul etti. Bu karar, İsrail ve ABD tarafından sert şekilde eleştirildi. Trump yönetimi, ICC'nin Filistin soruşturmasını 'meşru olmayan' ve 'siyasi' olarak nitelendirerek yaptırımları artırmıştı. Davanın sonucu, uluslararası hukukun üstünlüğü ve ICC'nin bağımsızlığı açısından emsal teşkil edebilir.
Uluslararası hukuk uzmanları, bu davanın ABD'deki mahkemelerin uluslararası kurumlara yönelik yaptırımları denetleme yetkisini test edeceğini belirtiyor. Eğer mahkeme, yaptırımların hukuka aykırı olduğuna karar verirse, ABD'nin gelecekte uluslararası mahkemelere yönelik baskı politikaları sınırlanabilir. Ancak ABD hükümeti, ICC'nin yetkisini tanımadığı için yaptırımların egemenlik hakkı kapsamında olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konularında hassasiyet taşıyor. Bu dava, ABD'nin uluslararası mahkemelere yönelik baskı politikasının hukuki sınırlarını test etmesi açısından önemli. Türkiye, özellikle Filistin meselesinde ICC'nin soruşturma yürütmesini destekleyen bir tutum sergiliyor. Davanın sonucu, uluslararası ceza hukuku ve egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Türk dış politikası, bu tür gelişmeleri yakından takip ederek uluslararası hukuk çerçevesinde çıkarlarını korumaya çalışıyor. Ayrıca, ABD'nin yaptırım politikalarının Türkiye'ye yansımaları da düşünüldüğünde, bu dava emsal teşkil edebilecek nitelikte.