ABD eski Başkanı Donald Trump, İran ile nükleer anlaşmadan çekilip maksimum baskı politikası uygularken, İran'ı askeri olarak vurma söylemleriyle savaş çığırtkanlığı yapmış; ancak gerçekte Tahran yönetimini rejim değişikliğine zorlayamadığı gibi, İran, Ortadoğu'da vekil güçler aracılığıyla etkisini artırarak ABD'yi yıpratmayı başarmıştı. Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'da tam ölçekli işgal başlattığı Şubat 2022'den bu yana, Kiev'in direncini kıramamış, Batı'nın yaptırımlarına rağmen savaşı sürdürmektedir. Her iki lider de askeri gücün siyasi hedeflere ulaşmada yetersiz kaldığı bir noktada, ya çıkmaza girmiş ya da stratejik değişikliğe zorlanmıştır. İran'dan çıkış arayan Trump ile Ukrayna'da saplanan Putin, savaşın dinamiklerini ve liderlik tarzlarının farklılıklarını ortaya koyuyor: Putin, derinlemesine kazılmış siperlerinde inatla direnirken, Trump kararsız ve öngörülemez bir Amerikan başkanı profili çiziyor.
Trump'ın İran Çıkmazı
Trump 2018'de İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekildikten sonra 'azami baskı' politikası başlattı. İran petrol ihracatını sıfırlama, finansal sistemini izole etme hedefi, Tahran'ı müzakere masasına getirmedi. Aksine İran, uranyum zenginleştirmeyi hızlandırdı, nükleer programını ticari yaptırımlarla sınırlamadı. 2020'de İranlı General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi ancak Trump geri adım attı. Ardından İran, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirirken, ABD askerlerine yönelik saldırılar arttı. Trump, seçim kampanyasında İran'dan çekilme sözü vermişti; ancak uygulamada ne tam savaş ne de barış sağlanabildi. Biden yönetimi, anlaşmaya dönmeyi denedi ancak İran'ın talepleri ve bölgesel politikalar nedeniyle başarısız oldu. Şimdi Trump'ın ikinci dönem olasılığı, İran'ı daha da radikalleştirebilir; İran'ın nükleer eşiği aşma ihtimali artıyor. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel müttefiklerini (İsrail, Suudi Arabistan) endişelendiriyor.
Putin'in Ukrayna Bataklığı
Putin, 2014'te Kırım'ı ilhak etmesine rağmen, 2022'deki tam işgalin kısa sürede Ukrayna hükümetini devireceğini hesaplamıştı. Ancak Ukrayna'nın direnişi ve Batı'dan gelen askeri destek, savaşı uzattı. Rusya, Donbas'ta yavaş ilerleme kaydetse de, stratejik hedeflerine (Kiev'i alma, rejim değişikliği) ulaşamadı. Savaş iki yılı aşkın süredir devam ediyor, her iki taraf da ağır kayıplar veriyor. Putin, Batı yaptırımlarına rağmen ekonomiyi savaş ekonomisine çevirdi, ancak enflasyon, ruble değer kaybı ve iş gücü kıtlığı gibi sorunlar büyüyor. Rus ordusu, personel ve mühimmat sıkıntısı çekerken, Kuzey Kore ve İran'dan destek alıyor. Putin, Ukrayna'yı tamamen işgal edemese de, toprak kazanımlarını korumakta kararlı. Ukrayna'nın NATO üyeliği olasılığı ise Rusya için kırmızı çizgi. Savaşın sonu görünmüyor; her iki taraf da yıpranma savaşına mahkum görünüyor. Trump'ın olası yeniden başkanlığı, Ukrayna'ya yardımı keserek Putin'i masaya oturtabilir mi sorusunu gündeme getiriyor.
Savaşın Sınırları ve Liderlik Farkı
Her iki savaş da, askeri gücün siyasi hedeflere ulaşmada tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. İran, askeri açıdan ABD'den çok zayıf olmasına rağmen, vekil güçler, nükleer program ve bölgesel diplomasiyle ABD'yi dengelemeyi başardı. Ukrayna ise düzenli ordu, ulusal direniş ve dış destekle Rusya'yı durdurdu. Putin, savaşı siyasi bir araç olarak kullanıp Rus kamuoyunu konsolide ederken, Trump ise kararsızlığı ve izolasyonist eğilimleriyle ABD'nin küresel liderlik rolünü sorgulatıyor. Putin'in sabırlı ve hesapçı yaklaşımı, Trump'ın ani çıkışları ve çelişkili sinyalleriyle tezat oluşturuyor. Her iki lider de iç politikada savaş söylemini kullanıyor; Putin, Rusya'yı Batı'ya karşı bir kale olarak konumlandırırken, Trump 'Amerika'yı yeniden büyük yapma' vaadiyle savaş karşıtı bir dil kullanıyor. Ancak her ikisi de savaşın kendilerine zarar verdiği bir noktada: Putin, Ukrayna'da saplanırken; Trump, İran konusunda net bir başarı elde edememiş durumda. Bu, büyük güçlerin bile savaşın kontrol edilemez dinamiklerine tabi olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu iki savaş, Türkiye için kritik sonuçlar doğurmaktadır. İran ve Rusya, Türkiye'nin Ortadoğu ve Karadeniz'deki iki önemli aktörüdür. İran'daki istikrarsızlık, sığınmacı akını ve terör riski yaratırken; Ukrayna savaşı, Karadeniz'deki deniz gücü dengesini ve tahıl koridoru anlaşmasını etkilemektedir. Türkiye, NATO üyesi olarak Ukrayna'yı desteklerken, Rusya ile enerji ve turizm bağlarını da sürdürmektedir. Bu ikilem, Ankara'nın denge politikasını zorlamaktadır. Ayrıca, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme eğilimi, Türkiye'nin bölgesel inisiyatif almasını gerektirebilir. Hem İran hem de Ukrayna krizleri, Türkiye'nin askeri kapasitesini ve diplomasisini test etmektedir.