Eski İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Ukrayna'nın Rusya ile savaşta 'en zor kışı' yaşamak üzere olduğunu ve ABD'nin seçilmiş başkanı Donald Trump'ın bu kritik dönemde harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Brown, savaşın 'kritik bir anında' olduklarını vurgulayarak, Ukrayna'nın savunmasının zayıflaması halinde bunun sadece Avrupa için değil, küresel güvenlik için de ciddi sonuçlar doğuracağını ifade etti. Eski başbakanın uyarıları, Batı'nın Ukrayna'ya askeri ve mali desteğinin geleceği konusundaki belirsizliklerin arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
Gordon Brown, The Guardian gazetesinde kaleme aldığı yazıda, Ukrayna'nın enerji altyapısının büyük bir kısmının Rus saldırılarıyla tahrip edildiğini ve bu durumun ülkeyi insani bir felaketin eşiğine getirdiğini belirtti. Brown, Ukrayna'nın elektrik üretim kapasitesinin önemli bir bölümünü kaybettiğini ve milyonlarca insanın kış aylarında ısınma ve temel ihtiyaçlarını karşılayamama riskiyle karşı karşıya olduğunu aktardı. Eski başbakan, bu durumun savaşın seyrini değiştirebileceğine dikkat çekerek, Ukrayna halkının dayanma gücünün kırılması halinde Kiev'in müzakere masasına zorla oturtulabileceğini öne sürdü.
Brown, Trump'ın göreve başlamasının ardından Ukrayna'ya yapılan yardımların kesilebileceği yönündeki endişelere de değindi. Trump'ın seçim kampanyası sırasında Ukrayna'ya verilen desteği eleştirdiğini ve savaşı hızla bitirebileceğini iddia ettiğini hatırlatan Brown, seçilmiş başkanın bu sözlerinin gerçeğe dönüşmesi halinde bunun Ukrayna için felaket olacağını savundu. Eski İngiltere Başbakanı, Trump'a çağrısında, Ukrayna'ya yönelik desteğin sadece askeri değil, ekonomik ve insani boyutlarıyla da sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Ukrayna'daki savaş, Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren en önemli jeopolitik kriz olmaya devam ediyor. Rusya'nın enerji silahı olarak kullandığı doğalgaz akışını kesmesi, Avrupa genelinde enerji fiyatlarını yükseltmiş ve birçok ülkeyi alternatif tedarik kaynakları bulmaya itmiştir. Gordon Brown'ın uyarıları, savaşın sadece Ukrayna'nın toprak bütünlüğü meselesi olmadığını, aynı zamanda uluslararası hukukun, demokrasinin ve küresel istikrarın bir sınaması olduğunu hatırlatıyor.
NATO ülkeleri bugüne kadar Ukrayna'ya önemli miktarda askeri teçhizat ve mühimmat sağladı; ancak bu desteğin sürdürülebilirliği tartışma konusu. ABD'nin yeni yönetiminin politikaları bu açıdan belirleyici olacak. Trump'ın ekibi, Ukrayna'ya yapılan yardımların gözden geçirileceğini ve Avrupalı müttefiklerin daha fazla yük üstlenmesi gerektiğini sinyalini verdi. Bu durum, Kiev'in en büyük destekçisi konumundaki Washington ile Avrupa başkentleri arasında yeni bir gerilim yaratabilir. Brown, bu konuda Avrupa ülkelerinin de sorumluluk alması gerektiğini, Ukrayna'nın zaferinin ancak ortak bir Batı stratejisiyle mümkün olacağını ifade etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savaşın en başından itibaren arabulucu rolü üstlenmiş, İstanbul süreciyle tarafları masaya getirmeye çalışmıştı. Ukrayna'daki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki istikrar arayışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Karadeniz'deki güvenlik dengesini gözetirken, savaşın uzaması enerji koridorları ve tahıl anlaşması gibi ekonomik çıkarlarını da tehdit ediyor. Brown'ın uyardığı senaryonun gerçekleşmesi, mülteci akımlarını artırabilir ve Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü daha da ağırlaştırabilir. Bu nedenle Ankara'nın, Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne desteğini sürdürürken, savaşın sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırması bekleniyor.