Eski ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya yönelik öfkesini daha önce hiç olmadığı kadar açık bir dille ifade etti. Ancak dünya haberleri editörü Sam Kiley'in analizine göre, bu öfke nöbeti, Netanyahu'nun siyasi manevra kabiliyetini gizlememeli. Gerçekte, İsrail Başbakanı bu ilişkide yönlendirici taraf olmaya devam ediyor. Trump'ın son çıkışları, iki lider arasındaki karmaşık ve inişli çıkışlı ilişkinin yeni bir boyutunu ortaya koyuyor. Netanyahu, son yıllarda hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimlerle nasıl başa çıkacağını bilen deneyimli bir siyasetçi olarak, Trump'ın söylemlerini kendi lehine kullanma becerisine sahip.
Gerginliğin Arka Planı
Trump'ın Netanyahu'ya yönelik tepkisi, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları ve Batı Şeria'daki yerleşim politikalarıyla ilgili artan uluslararası baskılar sırasında geldi. Trump, geçmişte Netanyahu'yu "harika bir lider" olarak tanımlamışken, son zamanlarda onu "savaştan hoşlanan biri" olarak nitelendirerek eleştirdi. Bu değişim, Trump'ın 2024 seçimleri öncesinde Yahudi oylarını etkileme çabası ve Netanyahu'nun Biden yönetimiyle kurduğu iş birliğine duyduğu kıskançlık olarak yorumlanıyor. Öte yandan Netanyahu, ABD'deki iç siyasi dengeleri iyi okuyor ve Trump'ın öfkesini yatıştırmak için doğrudan bir adım atmak yerine, kendi gündemini ilerletmeye odaklanmış durumda. Örneğin, Suudi Arabistan'la normalleşme sürecini hızlandırmak için Washington'da lobi faaliyetlerini artırdı. Bu hamle, hem Biden yönetimini hem de Trump'ı memnun etme potansiyeli taşıyor.
Netanyahu'nun siyasi dehası, kriz anlarında bile kendi pozisyonunu güçlendirebilmesinde yatıyor. Trump'ın öfkesi, İsrail iç siyasetinde Netanyahu'ya karşı bir tehdit oluşturmuyor; aksine, İsrail kamuoyu, Başbakan'ın ABD'ye karşı dik duruşunu takdir ediyor. Bu da Netanyahu'nun elini güçlendiriyor. İsrail'de yapılan anketler, halkın çoğunluğunun Netanyahu'nun Amerikan baskılarına boyun eğmemesini desteklediğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Trump-Netanyahu gerginliği, sadece iki lider arasındaki bir kişisel çekişme değil, aynı zamanda ABD-İsrail ittifakının geleceği ve Ortadoğu dengeleri açısından da önemli sinyaller taşıyor. Trump döneminde Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması ve İbrahim Anlaşmaları gibi tarihi adımlar atılmıştı. Ancak Trump'ın Netanyahu'ya yönelik bu son eleştirileri, iki ülke arasındaki geleneksel güç dengesinde bir değişime işaret edebilir. Biden yönetimi, İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözümü savunurken, Trump'ın sert söylemleri aslında Netanyahu'nun elini zayıflatmıyor, aksine ona ABD'deki farklı siyasi kutuplar arasında manevra yapma fırsatı veriyor.
Bölgesel olarak, bu gerginlik İran'ın nükleer programı ve Suudi Arabistan'la normalleşme sürecini de etkileyebilir. Netanyahu, İran'a karşı sert bir çizgi izlerken, Trump'ın desteğini kaybetme riski, İsrail'in güvenlik politikalarını doğrudan etkileyebilir. Öte yandan, Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmeleri, ABD'nin arabuluculuğuna ihtiyaç duyuyor; bu da Netanyahu'nun Washington'la ilişkilerini her zamankinden daha kritik hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistin davasını desteklemiş ve İsrail ile ilişkilerinde inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Trump-Netanyahu gerginliği, Türkiye açısından iki önemli sonuç doğurabilir. Birincisi, ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteğinin sorgulanması, Türkiye'nin Filistin konusundaki pozisyonunu güçlendirebilir ve uluslararası kamuoyunda daha fazla yankı bulmasını sağlayabilir. İkincisi, Netanyahu'nun Suudi Arabistan'la normalleşme çabaları, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesini etkileyebilir. Türkiye, Katar ve Filistin yönetimiyle yakın ilişkilerini korurken, bu gerginlik Ankara'ya, Doğu Akdeniz'deki enerji iş birliği ve bölgesel dengeler üzerinde yeni manevra alanları açabilir. Ancak Türkiye'nin bu gelişmeden doğrudan bir kazanç elde etmesi için, ABD-İsrail ittifakında kalıcı bir kırılma yaşanması gerekiyor ki bu şu an için olası görünmüyor.