İran yönetimine karşı halkın öfkesi, ülke genelinde kitlesel protestolara dönüşürken, ABD Başkanı Donald Trump'ın müzakerelerdeki taktiksel kurnazlığı, İran'ın yüzyıllara dayanan yabancı sömürü hafızasıyla çarpışıyor. Şiraz, Tebriz ve Tahran başta olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce kişi, hükümetin ekonomik politikalarını ve dış müdahalelere karşı duruşunu protesto ediyor. Halkın yüzde 70'inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı İran'da, enflasyonun yüzde 40'ı aşması ve işsizliğin gençler arasında yüzde 25'e ulaşması, öfkeyi körüklüyor. Pazarcılar olarak bilinen tüccar sınıfı, ekonomik hayatta kalma tehdidi nedeniyle gösterilerin ön saflarında yer alıyor. Protestolar, rejimin meşruiyetini sorgularken, Trump yönetiminin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası da mercek altında.
Ekonomik kriz ve yabancı müdahale korkusu
İran'da hükümetin ekonomik yönetimi, halkın gündelik yaşamını felç etmiş durumda. Yaptırımlar nedeniyle petrol ihracatı yüzde 80 azalırken, ithalat maliyetleri katlanarak arttı. Gıda ve ilaç fiyatlarında astronomik yükselişler yaşanıyor. Bu tablo, İranlıların hafızasında 1953'teki CIA destekli darbeden 2009'daki Yeşil Hareket'e kadar uzanan yabancı müdahale korkusunu yeniden canlandırıyor. Trump'ın müzakerelerdeki 'sanatı', İran'ı masaya oturmaya zorlarken, Tahran yönetimi bunu bir teslimiyet süreci olarak görüyor. Ekonomik kriz, halk arasında sadece hükümete değil, aynı zamanda dış güçlere karşı da derin bir güvensizlik yaratıyor. Protestolar, bu iki olgunun kesiştiği bir noktada patlıyor: içeride başarısız yönetim, dışarıda ise tarihsel sömürü mirası.
Trump'ın stratejisi İran direnişini besliyor mu?
Trump'ın İran'a yönelik politikası, 'maksimum baskı'nın yanı sıra, müzakerelerde 'sanat' olarak tarif edilen bir kurnazlığı içeriyor. Ancak bu yaklaşım, İran'da uzun süredir devam eden emniyetsizlik duygusunu pekiştiriyor. İranlı seçkinler, Trump'ın vaatlerini geçici ve güvenilmez olarak görüyor; zira ABD'nin 2015 nükleer anlaşmasından çekilmesi, bu güvensizliğin somut bir kanıtı olarak hatırlanıyor. Bölgesel düzeyde, İran'ın protesto dalgası, Suudi Arabistan ve İsrail gibi rakiplerini endişelendiriyor. Bir yandan İran'ın zayıflaması bu ülkeler için bir fırsat olsa da, kontrolsüz bir çöküşün bölgesel istikrarsızlık yaratmasından korkuyorlar. Irak'ta da İran yanlısı milislerin durumu, Tahran'daki gelişmelerden etkilenecek gibi görünüyor. Ekonomik boyutta ise, İran petrol piyasalarındaki belirsizlik, küresel enerji fiyatlarını yukarı çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki bu kriz, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Doğrudan sınır komşusu olan İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin güneydoğu sınırına yeni bir göç dalgası getirebilir. Ayrıca Türkiye'nin enerji ithalatının önemli bir kısmını oluşturan İran doğalgazına bağımlılık, arz güvenliği riskini artırıyor. Ancak diplomatik açıdan Türkiye, Tahran yönetimiyle kriz yönetimi için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Rusya ile birlikte Astana sürecinde İran'la işbirliği yapan Ankara, bu deneyimini yeni bir bölgesel diyalog mekanizmasına dönüştürebilir. Ticari boyutta ise, yaptırımlar nedeniyle İran'la ticaret zorlaşırken, yerli üreticiler fırsatları değerlendirebilir. Sonuç olarak Türkiye, hem iç istikrarı korumak hem de bölgesel nüfuzunu artırmak için dikkatli bir denge politikası yürütmek zorunda.