İsrail'in Lübnan ve İran'a yönelik son hava saldırıları, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında savaşın hedefleri ve kapsamı konusunda ciddi ayrılıklar olduğunu ortaya koydu. Başlangıçta aynı hedef doğrultusunda hareket eden iki lider, artık farklı stratejik çıkarlar peşinde koşuyor. Trump, İsrail'in İran destekli Hizbullah militanlarıyla savaşında Beyrut'u vurmaması konusunda uyarıda bulunmuştu, ancak Netanyahu bu uyarılara rağmen saldırıları genişletmeye devam ediyor.
Arka plan: Trump ve Netanyahu'nun ortaklığından ayrılığa
Trump ve Netanyahu, İsrail-Filistin çatışması ve İran'ın nükleer programı konusunda uzun süredir yakın müttefikti. Trump'ın başkanlığı sırasında Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve İran nükleer anlaşmasından çekilmesi, iki lider arasındaki uyumu pekiştirmişti. Ancak İsrail'in Gazze'deki Hamas'a karşı başlattığı savaşın ardından Lübnan ve İran'a yönelik saldırıları, Trump'ın seçim vaatleri arasında yer alan "savaşları bitirme" söylemiyle çelişiyor.
Trump, kamuoyu önünde Netanyahu'yu eleştirmekten kaçınsa da, özel görüşmelerde İsrail'in saldırılarının sınırlandırılmasını talep etti. Özellikle Beyrut'un yoğun nüfuslu bölgelerine yönelik saldırılar, sivil kayıpların artmasına ve uluslararası kamuoyunda ABD'ye yönelik eleştirilerin yükselmesine neden oldu. Trump yönetimi, Orta Doğu'da yeni bir cephe açılmasının, ABD'nin Çin ve Rusya ile rekabetinde dikkat dağıtıcı olduğunu düşünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Orta Doğu'da yeni bir denklem
İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, Tahran yönetimini misilleme yapmaya itebilir. İran, Hizbullah ve Hamas aracılığıyla İsrail'e karşı asimetrik savaş yürütürken, doğrudan bir çatışmaya girmekten kaçınıyordu. Ancak İsrail'in topraklarına yönelik saldırıları, İran'ı daha sert bir yanıt vermeye zorlayabilir. Bu durum, bölgede ABD, Rusya ve Çin'in çıkarlarının kesiştiği bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Trump yönetimi, İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını kontrol altına almaya çalışırken, bir yandan da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Suudi Arabistan, İran'ın nükleer programından endişe duysa da, bölgede yeni bir savaşın ekonomik istikrarı tehdit edeceğini düşünüyor. Öte yandan, Rusya, İran ve Türkiye ile yakın iş birliği içinde olduğu Suriye'deki varlığını güçlendirmek için bu krizi fırsata çevirebilir.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden etkileniyor. İran'ın petrol geçiş yollarını tehdit etmesi durumunda petrol fiyatlarında ciddi bir artış yaşanabilir. ABD, Çin ve Avrupa ülkeleri, olası bir petrol krizine karşı stratejik rezervlerini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Lübnan ve İran'a yönelik saldırılarını yakından izliyor. Ankara, bölgede istikrarsızlığın artmasından endişe duyuyor çünkü bu durum, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. İran'ın güç kaybetmesi, Türkiye'nin Suriye'deki nüfuz mücadelesinde dolaylı sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, İsrail-Hizbullah çatışmasının yoğunlaşması, Akdeniz'deki enerji hatlarını tehdit ederek Türkiye'nin enerji güvenliğini riske atabilir. Ankara, hem ABD hem de Rusya ile diyaloğunu sürdürerek krizin yayılmasını önlemeye çalışıyor, ancak kendi güvenlik önlemlerini de artırma kararı aldı.