Yeni bir rapor, İsrail’in Batı Şeria’da uyguladığı ekonomik kısıtlamaların Filistin ekonomisini ‘çöküşün eşiğine’ getirdiği ve bağımsız bir Filistin devleti için gerekli ekonomik temellerin ‘sistematik olarak söküldüğü’ uyarısında bulunuyor. Dünya Bankası, IMF ve çeşitli insani yardım kuruluşlarının verilerine dayanan raporda, İsrail’in hareket kısıtlamaları, ticaret engelleri ve mali baskılarının Batı Şeria’da yatırım ortamını yok ettiği ve işsizliği rekor seviyelere çıkardığı vurgulanıyor. Rapora göre, Batı Şeria’da gayri safi yurtiçi hasıla büyümesi durma noktasına gelirken, özel sektör küçülüyor ve yoksulluk hızla yayılıyor.
Gelişmenin arka planı: İsrail politikalarının ekonomik yansımaları
Rapor, İsrail’in 1967’den bu yana Batı Şeria’da uyguladığı kontrol mekanizmalarının derinleştiğini ve özellikle son yirmi yılda Filistin ekonomisinin ‘yapay bir bağımlılık’ içine itildiğini ortaya koyuyor. Batı Şeria’daki Filistinlilerin İsrail işgücü piyasasına bağımlılığı artarken, İsrail gümrük kapılarındaki engeller ve yol kontrol noktaları nedeniyle Filistinlilerin kendi iç pazarlarında ticaret yapmaları neredeyse imkânsız hale geliyor. Raporda özellikle C Bölgesi (Batı Şeria’nın yüzde 60’ını oluşturan ve İsrail’in tam kontrolündeki alan) üzerindeki kısıtlamaların tarım, turizm ve madencilik gibi sektörleri durma noktasına getirdiği belirtiliyor. Ayrıca İsrail’in Filistin Otoritesi’ne ait vergi gelirlerini (clearance revenue) sık sık bloke etmesi, Filistin yönetiminin mali krizini derinleştiriyor ve kamu hizmetlerinin çökme noktasına gelmesine yol açıyor.
Rapora göre, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini genişletmesi ve bu bölgelerdeki Filistinlilere yönelik artan şiddet, ekonomik faaliyetleri de doğrudan tehdit ediyor. Yerleşimcilerin tarım arazilerine el koyması, su kaynaklarının yüzde 80’inden fazlasının İsrail yerleşimlerine aktarılması gibi uygulamalar, Filistinli çiftçilerin üretim yapmasını imkânsız kılıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, sadece 2023 yılında Batı Şeria’da 1.200’den fazla Filistinli’nin zeytin ağaçları sökülmüş veya tahrip edilmiş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut: Filistin devletinin geleceği tehlikede
Rapor, Batı Şeria ekonomisindeki çöküşün sadece Filistinliler için değil, bölgesel istikrar için de ciddi bir tehdit oluşturduğunu savunuyor. Ekonomik umutsuzluğun radikalleşmeyi ve şiddeti körükleyebileceği uyarısı yapılırken, uluslararası toplumun iki devletli çözüm vizyonunun temel taşlarından biri olan ‘ekonomik olarak yaşayabilir bir Filistin devleti’ fikrinin giderek gerçekleşmez hale geldiği ifade ediliyor. Dünya Bankası’nın daha önceki raporlarında da belirtildiği gibi, Batı Şeria’nın GSYH’si potansiyel seviyesinin yüzde 30-40 altında seyrediyor; bu da yıllık 6-8 milyar dolarlık bir kayba karşılık geliyor. Rapor, uluslararası bağışçıların Filistin’e yönelik yardımlarının da giderek azaldığını ve bu durumun Filistin Otoritesi’nin ayakta kalma mücadelesini daha da zorlaştırdığını belirtiyor.
Özellikle ABD ve AB’nin son dönemde İsrail-Filistin sorununda ‘ekonomik barış’ söylemini öne çıkarmasına rağmen, Batı Şeria’daki ekonomik göstergelerin tam tersi yönde ilerlemesi dikkat çekiyor. İsrail’deki aşırı sağcı koalisyon hükümetinin Filistin Otoritesi’ni ‘terör yuvası’ olarak nitelendirip diplomatik temasları kesmesi, ekonomik işbirliğini de olanaksız hale getiriyor. Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü’ne göre, Batı Şeria’daki mevcut eğilim geri döndürülmezse, 2025 sonuna kadar bölgede tam bir insani felaket yaşanabilir. Bu durum, Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkeleri de istikrarsızlaştırma riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria ekonomisinin çöküşü, Türkiye’nin Filistin meselesine yönelik diplomatik girişimlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, uzun süredir iki devletli çözümü savunmakta ve Filistin Otoritesi’ne siyasi destek sağlamaktadır. Ancak ekonomik temellerin ortadan kalkması, bu desteğin sahada karşılık bulmasını zorlaştıracaktır. Ayrıca, Batı Şeria’daki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz’deki güvenlik mimarisini de etkileyebilir. Türkiye’nin insani yardım ve kalkınma işbirliği alanındaki deneyimi, Filistin’e yönelik somut ekonomik projelerle bölgesel etkisini artırabilir. Bu nedenle, Ankara’nın mevcut krizi aşmak için uluslararası platformlarda daha aktif rol alması ve İsrail üzerinde ekonomik baskı oluşturması beklenebilir.