ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Cuma günü aldığı bir kararla, nesli tükenmekte olan hayvan ve bitki türlerini koruyan en önemli yasal düzenlemelerden birini geri çekti. ABD İçişleri Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) tarafından yapılan ortak açıklamada, Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası (ESA) kapsamında yasaklanan 'zarar' fiilinin tanımının değiştirildiği duyuruldu. Eski düzenlemeye göre, bir türün yaşam alanının önemli ölçüde bozulması da 'zarar' kapsamına girerken, yeni tanım bu tür dolaylı etkileri kapsam dışı bırakıyor. Karar, çevre örgütlerinin ve Demokratların sert tepkisine yol açtı.
Yeni düzenlemenin detayları ve arka planı
1973 yılında kabul edilen ESA, ABD'de nesli tehlike altındaki türlerin korunmasının temel dayanağı. Yasa, federal kurumların bu türlerin yaşam alanlarını korumak için somut adımlar atmasını ve ticari faaliyetlerin türlere zarar vermesini engellemeyi amaçlıyor. Ancak Trump yönetimi, 2019'da yaptığı bir dizi düzenlemenin ardından şimdi de 'zarar' kavramını yeniden tanımladı. Eski İçişleri Bakanı David Bernhardt döneminde hazırlanan yeni kurala göre, habitat tahribatı gibi dolaylı etkiler artık 'zarar' sayılmayacak. Bu, özellikle petrol ve doğal gaz şirketlerinin arazi kullanımını kolaylaştıracak.
Uygulama, ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi ile NOAA'nın sorumluluğunda. Kurumlar, artık bir türün yaşam alanının bozulmasının, o türe doğrudan zarar verdiğini kanıtlamak zorunda. Çevre hukuku uzmanları, bunun nesli tükenmekte olan türlerin korunmasını neredeyse imkansız hale getireceğini söylüyor. Örneğin, bir inşaat projesi nedeniyle su kaynaklarının kirlenmesi veya göç yollarının kesilmesi gibi durumlar, artık yasal olarak 'zarar' olarak değerlendirilmeyecek. Bu durum, özellikle iklim değişikliğinin etkilerine karşı hassas olan türler için büyük bir tehdit oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump yönetiminin bu hamlesi, ABD içinde olduğu kadar uluslararası alanda da yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf olan birçok ülke, ABD'nin bu adımını eleştirdi. Özellikle Avrupa Birliği, iklim ve çevre politikalarında daha sıkı düzenlemelere giderken ABD'nin ters yönde ilerlemesi dikkat çekiyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) gibi sivil toplum kuruluşları, kararın küresel biyolojik çeşitlilik hedeflerine darbe vuracağını savunuyor. Ayrıca, ABD'de eyaletler arasındaki hukuki mücadele de devam ediyor. Kaliforniya ve New York gibi çevreci eyaletler, federal düzenlemeyi mahkemeye taşıyacaklarını açıkladı.
Küresel olarak, bu kararın yatırımcılar ve uluslararası şirketler üzerinde de etkisi olması bekleniyor. ABD'de faaliyet gösteren enerji ve madencilik şirketleri, daha az çevresel kısıtlamayla karşılaşacak. Ancak bu durum, ABD'nin uluslararası itibarını ve çevre konusundaki liderlik rolünü zedeleyebilir. Özellikle 2021'deki BM İklim Değişikliği Konferansı (COP26) sonrasında birçok ülke, emisyon azaltımı ve doğa koruma taahhütlerini artırırken ABD'nin geri adım atması, küresel çabaları olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel çevre politikaları açısından önemli bir sinyal. Türkiye, 2021'de BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf olarak 2030'a kadar karasal ve deniz alanlarının %30'unu koruma altına alma hedefini benimsemişti. ABD gibi büyük bir ekonominin koruma standartlarını düşürmesi, bu tür hedeflere ulaşmayı zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'deki enerji ve madencilik projelerinde çevresel etki değerlendirmeleri sık sık tartışma konusu oluyor. ABD'deki bu düzenleme, Türkiye'deki bazı çevre karşıtı lobiler için emsal teşkil edebilir. Ancak Türkiye'nin AB ile uyum süreci ve iklim değişikliğiyle mücadele taahhütleri, daha sıkı koruma önlemlerini gerektiriyor. Bu nedenle, gelişmenin Türkiye'deki iç politikaya yansıması sınırlı olsa da, küresel çevre diplomasisinde dikkatle izlenmesi gereken bir adım.