Kolombiya'da cumhurbaşkanlığı seçimlerine kısa bir süre kala, anketlerde önde giden adayın söylemleri ülkede cinsiyet rollerine dair hararetli bir tartışma başlattı. Kadın hakları örgütleri, adayın kullandığı dil ve vaatlerin, Latin Amerika'da daha önce de görülen, aşırı sağın iktidara gelme stratejisinin tipik bir örneği olduğu konusunda uyarıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın da desteğini alan aday, güçlü erkek figürü imajını öne çıkarırken, kadın hakları alanında kazanılmış birçok ilerlemeyi geri alma riski taşıyor.
Seçim Yarışında Maçoluk Rüzgarı
Kolombiya, 2026 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, anketlerde öne çıkan adayın kampanyası dikkat çekiyor. Kendisini “güçlü lider” ve “aile babası” olarak tanımlayan aday, konuşmalarında sık sık geleneksel erkeklik vurgusu yapıyor. Kadın hakları savunucuları, bu söylemin aslında kadınların üreme hakları, eşitlik yasaları ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele gibi konularda kazanımları hedef aldığını belirtiyor. Adayın seçilmesi halinde, muhafazakar değerlerin ön plana çıkacağı ve kadın örgütlerinin sesinin kısılacağı endişesi yaygın.
Uzmanlar, adayın kullandığı dilin, tıpkı Trump'ın 2016 ABD seçimlerinde yaptığı gibi, toplumdaki “kaybeden” kesimlerin öfkesini hedef aldığını söylüyor. Kolombiya'da da benzer bir kutuplaşma stratejisi izleniyor: Şiddetin ve suçun arttığı bölgelerde yaşayan erkek seçmenlere, “güçlü bir lider” vaadiyle sesleniliyor. Bu söylem, kadınları ise tehdit altında hisseden bir gruba dönüştürüyor.
Latin Amerika'da Yükselen Aşırı Sağ Dalga
Kolombiya'daki bu gelişme, Latin Amerika'da son yıllarda yükselen aşırı sağ hareketlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Brezilya'da Jair Bolsonaro, Arjantin'de Javier Milei benzer söylemlerle iktidara gelmişti. Bu liderlerin ortak özelliği, kadın hakları, LGBTQ+ hakları ve çevre koruma gibi ilerici kazanımları hedef almaları. Bolsonaro döneminde Brezilya'da kadın cinayetlerindeki artış, bu politikaların somut sonuçları arasında gösteriliyor. Kolombiya'da da benzer bir tablo oluşmasından endişe ediliyor.
Kadın hakları grupları, adayın zaferinin yalnızca Kolombiya için değil, tüm bölge için bir geri adım olacağını savunuyor. Bu gruplar, uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye ve Kolombiya'daki kadınları desteklemeye çağırıyor. Özellikle ABD'nin bu süreçte Trump'ın desteğiyle daha da güçlenen adaya karşı net bir tavır alması gerektiği belirtiliyor. Adayın Trump'la yakın ilişkisi, ABD'nin bölgedeki etkisini de sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kolombiya'daki bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, Latin Amerika'da yükselen aşırı sağ dalganın kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yaratabileceği küresel yansımalar açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme ve kadın hakları alanında yaşanan gerilemelerle benzer tartışmaları yaşamış bir ülke olarak, bu tür söylemlerin potansiyel tehlikesini yakından biliyor. Bölgesel bir güç olarak Türkiye'nin, Latin Amerika'daki demokratik kazanımları koruma konusunda uluslararası platformlarda sesini yükseltmesi ve kadın haklarının savunuculuğunu yapması, küresel insan hakları mücadelesine katkı sağlayabilir.