İran, bu yılın başlarında başlayan savaşı sona erdiren mutabakat zaptını (MOU) Trump yönetimiyle imzalamasının ardından, ABD karşısında elde ettiği büyük bir zafer olarak gördüğü anlaşmayı kutluyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in oğlu olduğu iddia edilen ve kamuoyu önüne çıkmayan, savaşta yaralandığı düşünülen Mukteda Hamaney, anlaşmayı "direnişin zaferi" olarak nitelendirdi. Ancak ülkedeki sertlik yanlıları, daha ağır koşullar dayatılması gerektiğini savunarak anlaşmaya karşı çıkıyor. Bu gelişme, Tahran'da hem rejim içinde hem de sokakta karmaşık duygulara yol açtı.
Gelişmenin arka planı
Anlaşma, İran ile ABD arasında aylardır süren gerginlik ve çatışmaların ardından, tarafların ateşkes için bir araya gelmesiyle mümkün oldu. MOU metni, savaşın durdurulması, esir değişimi ve belirli bölgelerden asker çekilmesi gibi maddeler içeriyor. İran hükümeti, anlaşmayı halka "büyük bir diplomatik başarı" olarak sunarken, muhafazakar kesim anlaşmanın yetersiz olduğunu, ABD'nin daha fazla taviz vermesi gerektiğini ileri sürüyor.
Özellikle Devrim Muhafızları'na yakın kaynaklar, anlaşmanın İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusunda hiçbir güvence içermediğini, bu nedenle geçici bir çözüm olduğunu vurguluyor. Buna karşılık ılımlılar, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi ve uluslararası izolasyonun kırılması açısından anlaşmayı olumlu karşılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD anlaşması, Ortadoğu'da dengeleri değiştirebilecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmaması halinde anlaşmanın bir tehdit oluşturabileceğini düşünüyor. ABD'nin müttefikleri, İran'ın bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla etkisini artırmasından endişe ediyor. Öte yandan Rusya ve Çin, anlaşmayı ABD'nin askeri maceralarına bir son vermesi olarak yorumlayarak olumlu karşılıyor. Petrol piyasaları ise anlaşmanın ardından arz fazlası beklentisiyle dalgalı seyrediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki anlaşmayı, kendi enerji güvenliği ve sınır güvenliği açısından yakından izliyor. Anlaşma, İran üzerinden gelebilecek mülteci akınlarını azaltabileceği gibi, Tahran ile Ankara arasındaki ticari ilişkileri de olumlu etkileyebilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çatışabilir. Ankara, dengeli bir politika izleyerek hem Washington hem de Tahran ile diyaloğunu sürdürmeye çalışacaktır. Anlaşmanın uygulanışı, Orta Doğu'da yeni bir güç dengesi yaratabilir ve Türkiye'nin bu dengedeki pozisyonu kritik önem taşıyacak.