2025 yılında Collin Meisel ve Mathew Burrows, kaleme aldıkları “Russia Can Afford to Take a Beating in Ukraine” başlıklı analizde, Rusya’nın Ukrayna’dan gelen darbeleri absorbe edebileceğini ve çatışmayı bir süre daha sürdürebileceğini öne sürmüştü. Aradan geçen bir yılın ardından, aynı analistler bu değerlendirmelerini yeniden gözden geçirdi. Peki Rusya, savaşın üçüncü yılına girerken ne kadar daha dayanabilir? Bu sorunun yanıtı, yalnızca cephedeki askeri dengelere değil, aynı zamanda Moskova’nın ekonomik dayanıklılığına, siyasi istikrarına ve uluslararası yaptırımların etkisine bağlı.
Gelişmenin Arka Planı: 2025'ten 2026'ya Değişen Dengeler
Collin Meisel ve Mathew Burrows, 2025’te yayımladıkları analizde, Rusya’nın Ukrayna savaşında önemli kayıplar verse bile ekonomik ve askeri olarak ayakta kalabileceğini savunuyordu. Onlara göre, Rusya’nın enerji gelirleri ve savunma sanayii üretim kapasitesi, savaşın yükünü taşımasına olanak tanıyordu. Ancak 2026’ya gelindiğinde, bu öngörülerin geçerliliği sınanıyor. Ukrayna’nın Batı’dan aldığı artan askeri destek, Rusya’nın insan gücü ve zırhlı araç kayıpları, petrol fiyatlarındaki dalgalanma ve yaptırımların derinleşen etkisi, denklemi değiştirmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Ekonomi Politiği
Rusya’nın savaşı finanse etme kabiliyeti, büyük ölçüde enerji ihracatına bağlı. Petrol fiyatları mevcut seviyesini korursa, Moskova’nın bir süre daha direnmesi mümkün görünüyor. Ancak Batı’nın uyguladığı petrol tavan fiyatı ve ikincil yaptırımlar, Rusya’nın gelirlerini aşındırıyor. Öte yandan, Rusya’nın savunma sanayii hızlı bir üretim artışı yakalamış olsa da, yüksek teknoloji parçalarına erişim ve iş gücü kıtlığı gibi sorunlarla karşı karşıya. Askeri açıdan, Rusya’nın insan gücü rezervleri tükenme noktasına yaklaşırken, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı modern silahlarla karşı taarruz kapasitesi artıyor. Bu durum, savaşın bir yıpratma savaşına dönüştüğünü ve her iki tarafın da dayanıklılığının sınandığını gösteriyor.
Analistler Meisel ve Burrows, güncellenen değerlendirmelerinde, Rusya’nın en azından 2026 sonuna kadar savaşı sürdürebileceğini, ancak bunun bedelinin giderek ağırlaştığını vurguluyor. Özellikle Rusya içinde savaş yorgunluğu ve ekonomik sıkıntılar, siyasi istikrarı tehdit edebilir. Kremlin, bu riske karşı toplumsal seferberliği artırmış ve savaş karşıtı söylemleri bastırmış olsa da, iç dengelerin ne kadar sağlam olduğu tartışmalı. Batılı istihbarat kaynaklarına göre, Rusya’nın savaş için ayırdığı bütçe, GSYH’nin önemli bir bölümüne ulaşmış durumda ve bu oran sürdürülebilirliğin sınırlarını zorluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya’nın savaştaki dayanıklılığı, Türkiye açısından jeopolitik ve ekonomik sonuçlar doğuruyor. Ankara, savaşın başından bu yana arabulucu rolü üstlenirken, bir yandan da enerji ve turizm gibi alanlarda Rusya ile ilişkilerini sürdürüyor. Rusya’nın savaşı uzatması, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenlik dengelerini ve tahıl koridoru gibi inisiyatiflerini etkileyebilir. Ayrıca, Rus ekonomisinin yaptırımlar altında ayakta kalması, Türk ihracatçıları için alternatif pazarlar oluşturabilir. Ancak savaşın uzaması, bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye’nin savunma harcamalarını ve mülteci yükünü de artırabilir. Ankara, bu nedenle savaşın bir an önce diplomatik yollarla sona erdirilmesi için çabalarını sürdürüyor.