Moskova'nın Pekin'e gönderdiği Ulusal Gün tebrik mesajı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in önümüzdeki ay yapılacak Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelme umutlarını yeniden gündeme taşıdı. Analistler, dünyanın en büyük üç nükleer gücünün liderlerini buluşturacak böyle bir zirvenin ancak tarafların ortak zemin bulması ve sonuçlara dair gerçekçi beklentiler oluşturması halinde mümkün olabileceğini vurguluyor.
Zirve diplomasisinde yeni bir dönem arayışı
Kremlin'in Perşembe günü Pekin'e ilettiği tebrik mesajı, iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşmanın son göstergesi olarak yorumlandı. Putin'in Çin'e yönelik mesajında, ikili ilişkilerin "kapsamlı ortaklık ve stratejik işbirliği" çerçevesinde geliştiği vurgulandı. Bu mesajın zamanlaması, APEC zirvesi öncesinde Moskova'nın Pekin ile Washington arasında bir denge arayışı içinde olduğu şeklinde okunuyor.
APEC zirvesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Pasifik Rim ülkelerini bir araya getirecek. Zirvenin gayri resmi diplomasi için sunduğu imkanlar, özellikle son yıllarda artan jeopolitik gerilimlerin ardından liderler arası yüz yüze görüşmelere duyulan ihtiyacı artırıyor. Putin'in danışmanları, zirvede ikili görüşmelerin yapılabileceğini ancak bunun için ön koşulların oluşması gerektiğini belirtiyor.
Trump yönetiminin Rusya'ya yönelik politikası, göreve geldiği ilk günden bu yana dalgalı bir seyir izledi. Bir yandan yaptırımlar ve karşılıklı suçlamalar sürerken, diğer yandan Trump'ın kişisel diplomasiye verdiği önem, beklenmedik bir görüşme ihtimalini canlı tutuyor. Çin tarafı ise hem Rusya hem de ABD ile ilişkilerini yönetmeye çalışıyor ve böyle bir zirveye ev sahipliği yapmanın prestijinden yararlanmak isteyebilir.
Nükleer güçler arası diyalogun stratejik önemi
ABD, Rusya ve Çin'in liderlerini bir araya getirecek bir zirve, sadece ikili ilişkiler açısından değil, küresel güvenlik mimarisi bakımından da kritik. Son yıllarda nükleer silahların kontrolüne ilişkin anlaşmaların zayıflaması, yeni bir silahlanma yarışı endişelerini beraberinde getiriyor. Yeni START anlaşmasının geleceği belirsizliğini korurken, üç büyük nükleer gücün liderlerinin bir araya gelmesi, olası bir diyalog kanalının açılması için fırsat olarak görülüyor.
Ancak uzmanlar, böyle bir zirvenin somut sonuçlar üretmesi için tarafların öncelikli taleplerini netleştirmesi gerektiğini belirtiyor. Rusya, Ukrayna konusunda Batı'nın tutumundan şikayetçi; ABD, Rusya'nın seçimlere müdahalesi ve Suriye'deki varlığı gibi konularda baskı unsurlarını sürdürüyor; Çin ise Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimlerde ABD'nin adımlarını yakından izliyor. Bu koşullarda üçlü bir zirvenin gündemi belirsiz.
Beyaz Saray'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "Böyle bir görüşme için henüz kesin bir plan yok, ancak Başkan Putin her zaman diyaloğa açık olduğunu ifade etmiştir" dedi. Çin Dışişleri Bakanlığı ise konuya ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD, Rusya ve Çin liderlerinin bir araya gelme ihtimali, Türkiye'nin çok kutuplu dış politika stratejisi açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Ankara, hem NATO üyesi olarak Washington ile hem de enerji ve savunma alanlarında Moskova ile ve ekonomik işbirliğiyle Pekin ile dengeli ilişkiler yürütüyor. Böyle bir zirve, küresel güç dengelerinde yeni bir sayfa açabilir ve Türkiye'nin bölgesel konumunu etkileyebilir. Özellikle Karadeniz ve Doğu Akdeniz'deki dengeler, Rusya-ABD-Çin hattındaki yumuşamadan doğrudan etkilenecektir. Türkiye, olası bir yumuşama sürecinde arabuluculuk veya enerji koridoru rolünü güçlendirme fırsatı bulabilir; ancak gerilimin sürmesi halinde savunma ve ekonomik açıdan riskler artacaktır.