Birleşik Krallık ile Mauritius arasında Chagos Takımadaları'nın egemenliğinin Mauritius'a devredilmesini öngören anlaşma, İngiltere'deki siyasi belirsizlik ve taraflar arasındaki güven eksikliği nedeniyle askıya alındı. Yeniden başlayan müzakereler, zorla yerinden edilen Chagosluların adalarına dönme umudunu canlandırdı; ancak yaşlanan ada sakinleri, sürecin kendileri hayattayken tamamlanamamasından endişe ediyor. Anlaşmanın gecikmesi, Hint Okyanusu'ndaki stratejik dengeleri ve ABD'nin Diego Garcia'daki askeri üssünün geleceğini de belirsizliğe sürüklüyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Gecikme Nedenleri
Chagos Takımadaları, 1814'ten itibaren Mauritius'un bir parçasıyken, 1965'te Mauritius'un bağımsızlık müzakereleri sırasında Birleşik Krallık tarafından zorla ayrıldı. 1966'da ABD ile yapılan bir anlaşmayla Diego Garcia adası askeri üs olarak kullanılmaya başlandı. 1967-1973 yılları arasında Chagoslular, İngiliz yetkililer tarafından zorla Mauritius ve Seyşeller'e sürüldü; adalara dönüşleri yasaklandı. 2019'da Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) danışma görüşünde, Birleşik Krallık'ın Chagos'u Mauritius'tan ayırmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve derhal sona erdirilmesi gerektiğini belirtti. Aynı yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ezici bir çoğunlukla (116 lehte, 6 aleyhte) İngiltere'ye adaları Mauritius'a iade etmesi çağrısında bulundu. 2021'de Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS) de benzer bir karar aldı. 2022'de İngiltere ve Mauritius müzakerelere başladı. Ekim 2024'te bir ön anlaşmaya varıldığı duyuruldu; anlaşma, Mauritius'un egemenliğini tanırken, ABD'nin Diego Garcia üssünü 99 yıl daha kullanmasına izin verecekti. Ancak anlaşma, İngiltere'de Muhafazakâr Parti içindeki muhalefet, ABD'nin onay sürecindeki çekinceleri ve ada halkının anlaşma metninde yeterince yer almaması nedeniyle askıya alındı. Yeni İşçi Partisi hükümeti, anlaşmayı yeniden canlandırmak için görüşmeleri sürdürüyor.
Mauritius tarafı, egemenlik devrinin koşulsuz olması gerektiğini savunurken, İngiltere ve ABD, Diego Garcia üssünün stratejik önemini vurgulayarak uzun vadeli bir kira garantisi istiyor. Ayrıca, Chagosluların geri dönüşü ve tazminat konularında henüz net bir mutabakat sağlanamadı. Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği, anlaşmanın bir an önce imzalanması için baskı yapıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Chagos meselesi, sadece bir sömürgecilik kalıntısı değil, aynı zamanda Hint Okyanusu'ndaki jeopolitik rekabetin bir yansıması. ABD'nin Diego Garcia'daki askeri üssü, Orta Doğu ve Asya'daki operasyonlar için kritik bir lojistik merkez. Çin'in bölgedeki etkisini artırması, ABD ve müttefiklerinin üssün geleceğini güvence altına alma isteğini artırıyor. Anlaşmanın gecikmesi, bölgesel istikrar ve uluslararası hukukun üstünlüğü açısından endişe yaratıyor. Öte yandan, Mauritius'un egemenlik talebi, diğer sömürge dönemi anlaşmazlıkları için emsal teşkil edebilir. Uluslararası toplum, İngiltere'nin adaları iade etmemesinin, kurallara dayalı düzeni zayıflatacağını belirtiyor.
Chagosluların durumu, zorla yerinden edilmenin ve kültürel mirasın kaybının acı bir örneği. 1970'lerde adalardan sürülen yaklaşık 1.500 kişiden geriye kalanlar, çoğunlukla Mauritius ve Seyşeller'de yaşam mücadelesi veriyor. Yeniden yerleşim planları, altyapı eksikliği ve çevresel sorunlar nedeniyle belirsizliğini koruyor. Birleşik Krallık, Chagoslulara tazminat ödemeyi taahhüt etmiş olsa da, geri dönüş konusunda somut bir adım atılmadı. Ada halkı, anlaşmanın bir an önce imzalanmasını ve kendilerine adil bir çözüm sunulmasını talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Chagos anlaşmasının Türkiye ile doğrudan bir ilgisi olmasa da, Hint Okyanusu'ndaki istikrar ve uluslararası hukukun üstünlüğü, küresel ticaret yollarının güvenliği açısından önem taşıyor. Türkiye, uluslararası hukuka ve BM kararlarına saygı ilkesini savunuyor; bu bağlamda Mauritius'un egemenlik hakkının tanınması, Türkiye'nin çok taraflılık vurgusuyla örtüşüyor. Ayrıca, Diego Garcia üssünün geleceği, ABD'nin küresel askeri varlığını etkileyerek dolaylı olarak Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarını da etkileyebilir. Türkiye, bölgesel istikrarın korunması ve sömürgecilikten kalan sorunların barışçıl yollarla çözülmesi konusunda uluslararası toplumla işbirliğine açık olduğunu göstermelidir.