ABD, Çin ve Rusya liderlerinin bu yıl Kasım ayında Shenzhen'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde bir araya gelme olasılığı, uluslararası arenada Yalta benzetmelerini yeniden gündeme taşıdı. 1945'te dünyanın kaderini belirleyen görüşmeyi hatırlatan Trump-Xi-Putin zirvesi söylentileri, ilk kez Trump'ın ilk başkanlık döneminde ortaya çıkmıştı. Ancak bu tür bir zirve beklentisi, orta güçlerin küresel yönetişimdeki rolünü gölgelememeli.
Yalta Hayali ve Gerçekler
İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Roosevelt, Churchill ve Stalin'in bir araya geldiği Yalta Konferansı, Avrupa'nın ve dünyanın siyasi haritasını yeniden çizmişti. Bugün de benzer bir üçlü zirve, küresel güç dengelerini yeniden şekillendirebilir mi? Ancak 1945'ten farklı olarak, bugünün uluslararası sistemi çok kutuplu ve çok katmanlı. ABD, Çin ve Rusya'nın yanı sıra Avrupa Birliği, Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi orta güçler de küresel sahnede etkili. Dolayısıyla olası bir üçlü zirve, Yalta gibi bir dayatma değil, daha çok bir güç gösterisi veya müzakere zemini olabilir.
APEC zirvesi, her yıl üye ülkelerin liderlerini bir araya getiren ekonomik işbirliği platformu. Kasım 2025'te Shenzhen'de yapılacak zirve, ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i bir araya getirebilir. Ancak Putin'in uluslararası alanda izole edilmiş konumu ve Trump'ın iç siyasi baskılar altında olması, böyle bir zirvenin gerçekleşmesini belirsiz kılıyor. Yine de olasılık, şimdiden diplomatik kulislerde konuşuluyor.
Orta Güçlerin Rolü ve Beklentileri
Orta güçler, küresel düzenin şekillenmesinde giderek daha fazla söz sahibi olmak istiyor. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya gibi ülkeler, hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini dengeleyerek çok kutuplu bir dünyada kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor. Bu ülkeler, büyük güçler arasındaki rekabetin kurbanı olmak yerine, aktif diplomasiyle kendi etki alanlarını genişletme peşinde.
Örneğin, Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk yaparak, tahıl koridoru anlaşmasıyla küresel gıda güvenliğine katkı sağladı. Hindistan, Çin ile sınır anlaşmazlıklarına rağmen BRICS ve ŞİÖ gibi platformlarda aktif rol alıyor. Brezilya, iklim değişikliği müzakerelerinde gelişmekte olan ülkelerin sesi oluyor. Bu ülkeler, Trump-Xi-Putin zirvesini beklemek yerine kendi diplomatik girişimleriyle küresel yönetişimde söz sahibi olmayı hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Asya-Pasifik bölgesi, küresel ekonominin motoru olmaya devam ediyor. APEC ülkeleri, dünya GSYİH'sinin yaklaşık %60'ını ve dünya ticaretinin %48'ini temsil ediyor. Bu nedenle APEC zirvesi, sadece liderlerin buluşması değil, aynı zamanda ticaret, yatırım ve iklim gibi konularda işbirliği için kritik bir platform. Trump, Xi ve Putin'in bir araya gelmesi, bölgesel gerilimleri azaltabilir veya tam tersine yeni rekabet alanları yaratabilir.
Öte yandan, ABD-Çin rekabeti, küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, Avrupa güvenlik mimarisini sarsmış durumda. Bu ortamda orta güçler, dengeleyici rol üstlenerek, büyük güçler arasındaki anlaşmazlıkların yayılmasını önleyebilir. Ayrıca, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, enerji güvenliği gibi sınır aşan sorunlar, ancak çok taraflı işbirliğiyle çözülebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Olası bir Trump-Xi-Putin zirvesi, Türkiye'nin dış politikası açısından hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, hem NATO üyesi hem de Rusya ve Çin ile yakın ilişkileri olan bir ülke olarak, bu tür bir zirvede arabulucu veya dengeleyici rol üstlenebilir. Ancak büyük güçler arasında varılacak olası bir anlaşma, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını göz ardı ederse, Ankara'nın manevra alanı daralabilir. Özellikle Suriye, Libya, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'deki dengeler açısından dikkatli olunması gerekiyor. Türkiye, orta güç diplomasisini güçlendirerek, kendi iradesini masaya koymalı.