ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da görev yapan medya kuruluşlarına yönelik yeni bir yasak kararı aldı. Politico, CNN ve MS NOW (eski adıyla MSNBC) muhabirlerinin basın kartları Beyaz Saray tarafından iptal edildi. Cumartesi günü üç kuruluş da yaptıkları açıklamada, ekiplerinin akreditasyonunun geri alındığını doğruladı. Karar, Trump'ın "sahte haber" olarak nitelendirdiği yayınlara karşı yürüttüğü kampanyanın son halkası olarak değerlendiriliyor. Medya kuruluşları hukuki süreç başlatmayı düşündüklerini belirtti.
Yasağın Arka Planı ve Medya Kuruluşlarının Tepkisi
Donald Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Beyaz Saray'a akredite medya kuruluşlarını kısıtlama yönündeki çabalarını genişletebileceğini ima etti. Trump, söz konusu üç kuruluşun "halkı yanlış yönlendiren ve gerçekleri çarpıtan" yayınlar yaptığını iddia etti. Ancak somut bir gerekçe sunmadı. Beyaz Saray sözcüsü ise kararın "basın özgürlüğüne bir saldırı olmadığını", sadece "profesyonel standartlara uymayan" kuruluşlara yönelik bir düzenleme olduğunu öne sürdü.
Politico, CNN ve MS NOW yöneticileri ortak bir açıklama yayınlayarak kararı "endişe verici ve anti-demokratik" olarak nitelendirdi. Açıklamada, "Beyaz Saray'ın basın kartlarını keyfi olarak iptal etmesi, Anayasa'nın Birinci Ek Değişikliği'nde güvence altına alınan basın özgürlüğünün açık bir ihlalidir. Hukuki yollara başvuracağız" denildi. Kuruluşlar, akreditasyon iptalinin ardından Beyaz Saray'daki rutin basın toplantılarına katılamayacak ve başkanlık etkinliklerini takip edemeyecek.
Bu karar, Trump'ın ilk döneminde de benzer uygulamalara sahne olmuştu. 2018'de CNN muhabiri Jim Acosta'nın akreditasyonu geçici olarak iptal edilmiş, ancak bir mahkeme kararıyla geri verilmişti. O dönemde de basın özgürlüğü savunucuları, Beyaz Saray'ın muhabir seçme yetkisini kötüye kullandığını belirtmişti. Şimdi ise yasak daha geniş kapsamlı görünüyor; üç büyük kuruluşun aynı anda hedef alınması, Trump yönetiminin medyaya yönelik baskıyı artırdığı yorumlarına yol açtı.
Küresel Basın Özgürlüğü ve Siyasi Etkiler
Uluslararası gazetecilik örgütleri, kararı kınadı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) yaptığı açıklamada, "Beyaz Saray'ın bu tutumu, dünyanın dört bir yanındaki otoriter rejimlere örnek teşkil edebilir" uyarısında bulundu. ABD'deki basın özgürlüğü endeksleri, son yıllarda ülkenin küresel sıralamada gerilediğini gösteriyor. Özellikle Trump döneminde gazetecilere yönelik yasal tehditler ve akreditasyon iptalleri arttı.
Kararın siyasi yansımaları da olacak. 2024 seçimlerine giden süreçte Trump, medyayı "halk düşmanı" olarak nitelendirmeye devam ediyor. Anketler, Cumhuriyetçi seçmenin önemli bir bölümünün bu söylemi desteklediğini gösteriyor. Ancak bağımsız seçmenler ve demokrasi savunucuları, bu tür hamlelerin otoriterleşme eğilimini güçlendirdiğini düşünüyor. Hukuk uzmanları, akreditasyon iptallerinin yargıya taşınması halinde uzun bir hukuki mücadelenin başlayacağını belirtiyor.
Beyaz Saray Muhabirleri Birliği (WHCA) de karara tepki göstererek, "Beyaz Saray'ın hangi gazetecilerin haber yapabileceğine karar vermesi, basın özgürlüğüne doğrudan bir müdahaledir. Tüm üyelerimizin akreditasyonlarının iadesini talep ediyoruz" dedi. WHCA, Kongre'yi konuyla ilgili harekete geçmeye çağırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de basın özgürlüğüne yönelik bu tür müdahaleler, küresel medya düzeni açısından emsal teşkil ediyor. Türkiye'de de zaman zaman medya kuruluşlarına yönelik akreditasyon kısıtlamaları tartışma konusu oluyor. Washington'ın bu adımı, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde "çifte standart" eleştirilerini güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'deki iç siyasi gerilimin medyaya yansıması, Türk dış politikasının denge arayışlarını da etkileyebilir. Türkiye, basın özgürlüğü konusundaki uluslararası eleştirilere karşı kendini savunurken, ABD'deki benzer uygulamaları referans gösterebilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin demokratik standartlarını iyileştirme yönündeki motivasyonunu zayıflatmamalı.