İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin arabuluculuğunda Lübnan'la varıldığı açıklanan deniz sınırı anlaşmasını 'tarihi bir dönüm noktası' olarak nitelendirirken, Hizbullah lideri Naim Kasım anlaşmayı 'hükümsüz ve geçersiz' ilan etti. Netanyahu, anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzuna indirilmiş büyük bir darbe olduğunu söylerken, Hizbullah'ın sert tepkisi anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ciddi soru işaretleri yarattı. İki taraf arasındaki bu taban tabana zıt duruş, anlaşmanın geleceğini belirsizliğe sürüklerken, bölgedeki tansiyonun düşmesi yerine yeni bir krizin habercisi olabileceği yorumları yapılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmanın her iki ülke tarafından da onaylanması için çalışmaların sürdüğünü duyurdu.
Anlaşmanın arka planı ve tarafların pozisyonları
Söz konusu anlaşma, İsrail ile Lübnan arasında Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını ve olası doğalgaz kaynaklarının paylaşımını düzenliyor. Aylar süren dolaylı müzakerelerin ardından ABD'nin özel elçisi Amos Hochstein'ın arabuluculuğunda geçtiğimiz hafta varıldığı açıklanan çerçeve anlaşma, her iki ülkenin de uzun süredir gündeminde olan bir konuydu. Netanyahu, anlaşmayı 'İsrail'in egemenlik haklarını güvence altına alan ve Hizbullah'ın elini zayıflatan bir anlaşma' olarak tanımlarken, İran'ın bölgedeki en önemli müttefiki olan Hizbullah'ın bu anlaşmayla kaybedeceğini iddia etti. Ancak Hizbullah lideri Nasrallah'ın yerine geçen Naim Kasım, yaptığı açıklamada anlaşmayı 'Lübnan'ın çıkarlarına aykırı' bularak reddetti. Kasım, 'Bu anlaşma Lübnan'ın egemenliğini zedeliyor ve İsrail'in dayatmalarını kabul etmek anlamına geliyor. Hizbullah olarak bu anlaşmayı tanımıyor ve bağlayıcı saymıyoruz' ifadelerini kullandı. Kasım'ın bu açıklaması, Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında derin bir görüş ayrılığı olduğunu ortaya koyarken, anlaşmanın Lübnan Meclisi'nde onaylanmasının önünde ciddi bir engel oluşturuyor.
Anlaşmanın bölgesel ve küresel boyutu
İsrail-Lübnan deniz sınırı anlaşması, sadece iki ülke arasındaki bir anlaşmazlığı çözmekle kalmayıp, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiğini de yakından ilgilendiriyor. Bölgede keşfedilen büyük doğalgaz yatakları, İsrail, Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan arasında enerji işbirliğini hızlandırırken, Lübnan'ın bu denkleme dahil olması bekleniyordu. Ancak Hizbullah'ın anlaşmaya karşı çıkması, Lübnan'ın enerji potansiyelini kullanmasının önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Analistler, İran'ın bu anlaşmayı kendi bölgesel çıkarlarına bir tehdit olarak gördüğünü ve Hizbullah üzerinden anlaşmayı baltalamaya çalıştığını belirtiyor. Netanyahu'nun anlaşmayı 'İran'a darbe' olarak nitelendirmesi de bu analizi doğrular nitelikte. Bölgede son yıllarda yaşanan normalleşme sürecine rağmen, Filistin sorununun çözümsüzlüğü ve İran'ın nüfuz mücadelesi, anlaşmaların sürdürülebilirliğini zora sokuyor. ABD ise hem İsrail'in güvenliğini hem de Lübnan'ın istikrarını gözeterek bir orta yol bulmaya çalışsa da, Hizbullah'ın askeri ve siyasi gücü karşısında Lübnan hükümetinin elinin ne kadar güçlü olduğu tartışmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde yeni bir unsur olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi kıta sahanlığını koruma ve KKTC'nin haklarını savunma politikası izlerken, İsrail-Lübnan arasında varılacak bir anlaşma, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Özellikle İsrail ile son yıllarda normalleşme adımları atan Türkiye, bu anlaşmanın başarısız olması halinde bölgede yeni bir istikrarsızlık dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, Hizbullah'ın anlaşmaya karşı çıkması, Türkiye'nin Lübnan'daki siyasi nüfuz mücadelesinde İran'a karşı elini zayıflatabilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarından adil bir şekilde faydalanma ve bölgesel istikrarın korunması hedefleri doğrultusunda, bu anlaşmanın taraflar arasında mutabakatla sonuçlanmasını tercih edecektir.