Lübnan'ın köklü silahlı örgütü Hizbullah, devlet kurumlarındaki derin nüfuzuna rağmen ilk kez üyelerinin ağır suçlarla yargılandığı bir davanın merkezinde yer alıyor. Beyrut'ta görülen davada, örgütün birkaç üyesi cinayet ve organize suç gibi felon kategorisindeki suçlamalarla karşı karşıya. Bu gelişme, Hizbullah'ın Lübnan içindeki dokunulmazlık algısını sarsarken, ülkenin zaten kırılgan olan siyasi ve hukuki yapısında yeni bir çatlak yaratabilir.
Hizbullah’ın Lübnan Devletiyle İç İçe Geçmiş Yapısı
Hizbullah, 1980'lerden bu yana Lübnan'da hem silahlı bir direniş örgütü hem de geniş bir sosyal yardım ağı ve siyasi parti olarak faaliyet gösteriyor. Örgütün milletvekilleri, bakanları ve devlet kademelerinde görev yapan çok sayıda üyesi bulunuyor. Ancak İsrail'le yaşanan son çatışmalar ve bölgesel güç mücadeleleri, Hizbullah'ı iç hukukun sınırlarını zorlamaya itti. Özellikle 2020 Beyrut Limanı patlamasının ardından örgütün adli soruşturmaları engelleme çabaları, uluslararası toplumda büyük tepki çekmişti. Şimdi ise ilk kez Hizbullah üyeleri, doğrudan cinayet ve suç örgütü kurma gibi suçlamalarla yargılanıyor. Davanın mahkeme salonundaki seyri, Lübnan'ın hukukun üstünlüğü konusundaki karnesini de belirleyecek.
Mahkeme süreci, Lübnan'ın birçok iç ve dış aktör tarafından kuşatılmış haliyle paralel ilerliyor. Hizbullah'ı destekleyen İran, yargılamanın siyasi olduğunu savunurken; ABD ve Batılı ülkeler, örgütün silahlı kanadının terör örgütü olarak tanınmasına vurgu yapıyor. Dava dosyasındaki delillerin büyük bölümü gizli tutulurken, medyaya sızan bazı bilgiler yargılamanın arka planında siyasi hesapların olduğu yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Lübnan’ı Bekleyen Yeni Kriz
Bu dava, sadece Lübnan'ın iç siyaseti için değil, tüm Orta Doğu için bir dönüm noktası olabilir. Hizbullah, uzun yıllardır İran'ın bölgedeki en önemli vekil gücü konumunda. Örgütün ağır suçlamalarla karşılaşması, Tahran'ın Lübnan üzerindeki nüfuzunu zayıflatabilir. Ayrıca, İsrail de Hizbullah'ın zayıflamasını yakından izliyor. Ancak beklenenin aksine, bu dava Hizbullah'ı daha da radikalleştirebilir veya iç barışı korumak için geri adım atmasına neden olabilir. Lübnan'daki diğer siyasi gruplar, Hizbullah'ın yargılanmasını ülkenin egemenliğini yeniden tesis etme şansı olarak görürken; örgütün desteğini alan Şii toplumun tabanında ise bir hayal kırıklığı var. Bu durum, Lübnan'ı yeni bir mezhepsel gerilime sürükleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'da mezhepsel dengelerin bozulmasından ve bölgesel istikrarsızlığın yayılmasından doğrudan etkilenecektir. Hizbullah'ın yargılanması, İran'ın bölgedeki nüfuzunu zayıflatırken, Türkiye'nin de İran'la rekabet ettiği Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz sahalarında yeni dengeler doğurabilir. Ancak davanın siyasi mi yoksa hukuki mi olduğu netleşmeden Ankara'nın net bir pozisyon alması zor. Türkiye, Lübnan'ın egemenliğini ve iç barışını destekleyen, ancak bölgesel istikrarı da gözeten bir duruş sergileyecektir. Bu dava, Türkiye'nin Lübnan'daki ekonomik ve siyasi yatırımları için de riskler barındırıyor.