İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaptığı son açıklamada İsrail-Filistin çatışmasının çözümü için uluslararası toplum tarafından uzun süredir savunulan iki devletli çözüm modeline kesin bir dille karşı çıktı. Orta Doğu barış sürecinin temel taşlarından biri olarak kabul edilen bu modelin "artık geçerli olmadığını" belirten Netanyahu, İsrail'in güvenlik kaygılarının her şeyin önünde geldiğini vurguladı. Başbakanlık ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "Bugünkü jeopolitik gerçekler ışığında, Batı Şeria'da bir Filistin devleti kurulması İsrail'in varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturacaktır" ifadelerine yer verildi. Bu açıklama, İsrail siyasetinde sağ kanadın giderek güç kazandığı bir dönemde geldi. Netanyahu, son dönemde koalisyon ortağı aşırı sağcı partilerin baskısı altında kalarak, işgal altındaki topraklarda yeni Yahudi yerleşim birimlerinin inşasına hız vermişti. Uluslararası toplum, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını öngören iki devletli çözümü BM kararlarıyla destekliyor. Ancak Netanyahu'nun bu açık reddi, özellikle ABD, AB ve Birleşmiş Milletler nezdinde tepkiyle karşılandı.
Gelişmenin Arka Planı: Barış Sürecinin Çıkmazı
Netanyahu'nun bu çıkışı, aslında uzun süredir devam eden bir siyasi söylemin doruk noktası olarak değerlendiriliyor. 1993 Oslo Anlaşmaları ile başlayan barış süreci, 2000'li yılların başında İkinci İntifada ile ciddi bir darbe almıştı. O tarihten bu yana, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini sürekli artırması, iki devletli çözümün uygulanabilirliğini fiilen ortadan kaldırmış durumda. Netanyahu daha önce de defalarca "Filistin devletinin İsrail'in güvenliğini tehdit edeceği" argümanını dile getirmişti. Ancak bu kez, "iki devlete yer yok" şeklindeki net ifadesi, İsrail'in resmi pozisyonundaki radikal bir değişime işaret ediyor. İsrail medyasına göre, bu açıklama Başbakanlık makamının özel olarak hazırladığı bir belgeye dayanıyor. Belgede, "İran tehdidi, Hizbullah'ın güney Lübnan'daki varlığı ve Gazze'den yöneltilen roket saldırıları" gibi gerekçelerle Filistin devletinin kurulamayacağı ileri sürülüyor. Ayrıca, Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki kontrolü ve Filistin Yönetimi'nin zayıflığı da iki devletli çözümün önündeki engeller olarak sıralanıyor. Netanyahu hükümeti, bu argümanlarla Batı Şeria'nın ilhakını fiilen meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tepkiler ve Sonuçlar
Netanyahu'nun açıklaması, bölgesel dengeleri derinden sarsacak bir nitelik taşıyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, yaptığı acil açıklamada, "Netanyahu barış sürecini resmen öldürmüştür" dedi. Abbas, uluslararası toplumu İsrail'e yaptırım uygulamaya çağırdı. Ürdün ve Mısır da iki devletli çözümün temel bir prensip olduğunu vurgulayarak Netanyahu'yu kınadı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, "İki devletli çözüm, bölgede kalıcı barışın tek yoludur" diyerek İsrail'e bu tutumundan vazgeçmesi çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "Bu açıklama kabul edilemez. AB, uluslararası hukuka dayalı bir çözümden asla vazgeçmeyecektir" ifadelerini kullandı. ABD ise geleneksel olarak İsrail'e yakın duruşuyla bilinse de, Biden yönetimi iki devletli çözümü desteklemeyi sürdürüyor. Beyaz Saray Sözcüsü, Netanyahu'nun açıklamasının "endişe verici" olduğunu belirtti ancak somut bir adım atmaktan kaçındı. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki arabuluculuk rolünü daha da zora sokuyor. Öte yandan, İran destekli gruplar bu açıklamayı "direnişin haklılığının kanıtı" olarak yorumluyor. Bölgedeki uzmanlar, bu gelişmenin yeni bir şiddet sarmalını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun iki devletli çözümü reddetmesi, Türkiye'nin uzun yıllardır savunduğu Filistin davasına destek politikası açısından doğrudan bir meydan okumadır. Türkiye, BM nezdinde Filistin'in tanınması ve Kudüs'ün statüsünün korunması için aktif diplomasi yürütmektedir. Bu gelişme, Ankara'nın bölgesel arabuluculuk girişimlerini olumsuz etkileyebilir. Aynı zamanda, İsrail ile son dönemde normalleşme adımlarına rağmen, Türk kamuoyunda Filistin'e duyulan güçlü sempati nedeniyle hükümet üzerinde daha sert bir tutum takınma baskısı oluşabilir. Türkiye'nin, İsrail'e yönelik diplomatik ve ekonomik yaptırım seçeneklerini yeniden değerlendirmesi bekleniyor. Bölgesel güvenlik açısından, İsrail-Filistin çatışmasının tırmanması, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve güvenlik dinamiklerini de riske atabilir.