Orta Doğu'da Haziran ayının son haftasında dikkatler İran, Suudi Arabistan ve Yemen üçgeninde yoğunlaştı. İran'ın nükleer programına ilişkin yeni Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporu, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınır denetimlerinin ötesine geçtiğini ortaya koyarken, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki ateşkes girişimine yönelik üçüncü tarafla yürüttüğü müzakereler belirsizliğini koruyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi'nin hafta başında Riyad'da yaptığı temaslar, taraflar arasında doğrudan müzakere masasına dönüş umudunu canlı tutuyor.
İran Nükleer Anlaşması'nda Yeni Dönemeç
UAEA'nın 28 Haziran tarihli raporu, İran'ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirme kapasitesini artırdığını ve bu oranı silah seviyesine yaklaştırdığını belgeliyor. Tahran yönetimi, sivil enerji ihtiyacını gerekçe gösterirken, Batılı istihbarat kaynakları bu oranın nükleer bomba üretiminde kullanılabileceği uyarısında bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "İran'ın provokatif adımlarına karşılık verme seçenekleri masada" ifadelerini kullandı. Öte yandan Rusya ve Çin, UAEA'ya İran'a yönelik yeni yaptırımların BM Güvenlik Konseyi'nde tartışılmaması çağrısında bulundu.
Bölgede İran'ın nükleer faaliyetlerine en sert tepki İsrail'den geldi. Tel Aviv yönetimi, İran'ın askeri nükleer tesislere sahip olduğu iddiasını yineleyerek, "gerektiğinde her türlü önlemi alma hakkını saklı tuttuğunu" duyurdu. Bu açıklamalar, Körfez ülkelerinde endişeyle karşılanırken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arabuluculuk çabalarını hızlandırdı.
Yemen Ateşkesi: Umut ve Gerilim
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde Husiler ile Yemen hükümeti arasında kalıcı bir ateşkesin koşullarını görüşmek üzere Riyad'da bir dizi toplantı gerçekleştirdi. Husilerin, Suudi Arabistan'ın kontrolündeki bazı hava sahalarının açılması ve limanlara erişim kolaylığı talep ettiği belirtiliyor. Suudi yetkililer ise, Husilerin askeri güçlerini sınırdan çekmesi koşuluyla bu taleplere sıcak bakabileceklerini ifade etti.
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaş, bölgesel bir krize dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesi, İran destekli Husilere karşı Yemen hükümetini desteklerken, çatışmaların insani boyutu her geçen gün derinleşiyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Yemen'de 17 milyondan fazla kişinin gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'ın nükleer programı hem de Yemen krizi bağlamında aktif bir diplomatik rol üstlenmektedir. Ankara, İran'a yönelik yaptırımların bölgesel istikrarı bozacağı endişesini taşırken, Körfez ülkeleriyle son dönemde gelişen işbirliğini derinleştirme arayışında. Yemen'de ise Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar ile koordineli olarak insani yardım çalışmalarına katkıda bulunuyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Orta Doğu'da çok boyutlu çıkar dengesini gözetme stratejisini yansıtıyor. İran'ın nükleer faaliyetlerinin kontrol altına alınamaması, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrarı da etkileyebilir. Dolayısıyla Ankara, hem Tahran'la diyaloğu sürdürmek hem de Batı ittifakındaki konumunu korumak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor.