İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, siyasi kariyerinin en kritik dönemecinde, en büyük uluslararası destekçisinden mahrum bir şekilde seçime gitmeye hazırlanıyor. Uzun yıllar boyunca ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu sıkı ilişki, Netanyahu'nun hem iç politikada hem de bölgesel arenada elini güçlendiren en önemli faktörlerden biriydi. Ancak Kasım 2020'de Joe Biden'ın seçilmesi ve Trump'ın Beyaz Saray'dan ayrılmasıyla birlikte Netanyahu, seçim kampanyasını 'Trump kozu' olmadan yürütmek zorunda kalıyor. Bu 'olay örgüsündeki beklenmedik dönüş', Şubat 2021'de yapılacak seçimleri Netanyahu için bir varoluş mücadelesine dönüştürebilir.
Arka plan: Netanyahu-Trump ittifakı
Netanyahu ve Trump arasındaki yakın ilişki, 2016'daki ABD başkanlık seçimlerinden bu yana İsrail siyasetinin temel taşlarından biriydi. Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini onaylaması ve İbrahim Anlaşmaları ile Arap ülkeleriyle normalleşme sürecini başlatması, Netanyahu'ya iç politikada büyük bir ivme kazandırdı. Ancak Biden yönetiminin, özellikle Filistin meselesi ve İran nükleer anlaşması konusunda farklı bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor. Bu durum, Netanyahu'nun seçim vaatlerini ve siyasi söylemini doğrudan etkiliyor. Anketler, Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi'nin sandalye sayısını koruyamayabileceğini ve koalisyon kurmakta zorlanabileceğini gösteriyor.
Netanyahu, üst üste üçüncü seçimini yaşayan İsrail'de, yolsuzluk suçlamalarıyla da mücadele ediyor. Yargı süreci devam eden davalar, seçim kampanyasında rakipleri tarafından sürekli gündeme getiriliyor. Trump'ın desteğinin olmaması, Netanyahu'nun hem sağcı seçmeni hem de merkez sağı ikna etme kabiliyetini zayıflatabilir. Özellikle ultra-ortodoks partiler ve aşırı sağcı gruplar, Netanyahu'ya alternatif arayışına girebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: İsrail-ABD ilişkilerinde yeni dönem
Netanyahu'nun Trump'sız bir seçime girmesi, yalnızca İsrail iç siyasetini değil, bölgesel dengeleri de etkileyecek. Biden yönetimi, İran'la nükleer müzakerelere geri dönme sinyali verirken, Netanyahu'nun bu konudaki sert tutumu Washington ile gerilime yol açabilir. Ayrıca Filistin yönetimiyle diyalog kapılarının aralanması, Netanyahu'nun sağ tabanında rahatsızlık yaratabilir. Öte yandan, İbrahim Anlaşmaları'nın devamı, Biden yönetiminin desteğine bağlı. Netanyahu, seçim kampanyasında bu anlaşmaları kendi başarısı olarak sunsa da, anlaşmaların geleceği ABD'nin yaklaşımına göre şekillenecek. Bu belirsizlik, Netanyahu'nun elini zayıflatan bir diğer faktör.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun Trump'sız seçime girmesi, Türkiye-İsrail ilişkileri açısından dolaylı etkiler yaratabilir. Trump döneminde gerilen ikili ilişkiler, Biden yönetimiyle birlikte daha dengeli bir zemine oturabilir. Netanyahu'nun zayıflaması, İsrail'in Filistin politikasında esneklik yaratabilir; bu da Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek kapsamında olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve Libya gibi konularda İsrail'in tutumu, Netanyahu'nun siyasi geleceğine bağlı olarak değişebilir. Türkiye, bölgesel politikasında bu değişimleri yakından izlemeli ve fırsat pencerelerini değerlendirmelidir.