Nepal ile Çin'in Tibet Özerk Bölgesi arasındaki sınırda meydana gelen ve geçtiğimiz hafta büyük bir yıkıma yol açan sel felaketinde ölü sayısı 470'e yükseldi. Yetkililer, biri Nepal'deki Thame köyü yakınlarında, diğeri Tibet tarafında olmak üzere iki baraj gölünün oluştuğunu ve bu göllerin yeni bir taşkın tetikleme riski taşıdığını bildirdi. Felaketin ardından arama kurtarma çalışmaları, artan su seviyesi ve daha fazla sel olasılığı nedeniyle askıya alınırken, 1.500'den fazla kişinin hâlâ kayıp olduğu belirtiliyor. Himalayalar'ın bu uzak bölgesinde yaşanan bu trajedi, iklim değişikliğinin etkisiyle artan doğal afetlerin bölgesel güvenlik ve insani yardım açısından ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Thame Köyü ve Baraj Gölleri
Geçtiğimiz Cumartesi günü, Nepal'in kuzeydoğusundaki Thame köyünde ani bir sel felaketi yaşandı. Yağışların ve yüksek dağlardaki buzul göllerinin neden olduğu düşünülen bu sel, özellikle Tibet'e komşu bölgelerde büyük hasara yol açtı. Nepal hükümetinin afet yönetimi yetkilileri, felaketin ardından bölgede iki ayrı baraj gölü oluştuğunu tespit ettiklerini açıkladı. Bunlardan biri, Thame köyünün yakınında bulunan Tsho Rolpa, diğeri ise Tibet tarafındaki Yarlung Zangbo Nehri üzerindeki bir buzul gölü. Bu göllerin baraj duvarlarının kırılması halinde, aşağı havza bölgelerinde ani ve yıkıcı bir taşkın meydana gelebileceği uyarısı yapılıyor.
Himalayalar'da iklim değişikliğinin etkisiyle buzulların hızla erimesi sonucu birçok buzul gölü oluşmuş durumda. Bu göllerin barajları genellikle gevşek buzul çökellerinden oluştuğu için kırılmaya oldukça müsaittir. Bilim insanları, bölgedeki ani sel olaylarının arttığını ve bu durumun hem Nepal hem de Çin için büyük bir insani ve ekonomik tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Nepal Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim İdaresi, Thame köyünde 50'den fazla evin tamamen yıkıldığını, yüzlerce kişinin evsiz kaldığını bildirdi. Tibet tarafında ise Chengguan kasabası başta olmak üzere birçok yerleşim yeri sel suları altında kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Nepal, Çin ve Himalayalar
Bu felaket, Nepal ile Çin arasındaki sınır bölgesinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İki ülke arasındaki ticaret yolları ve enerji projeleri, bu tür doğal afetler nedeniyle sıklıkla kesintiye uğruyor. Çin'in Tibet bölgesi, Nepal ile olan sınırında altyapı yatırımlarını artırmış durumda; karayolları ve demiryolu hatları bu yatırımların merkezinde yer alıyor. Ancak bu altyapı projeleri, iklim değişikliğine bağlı afet risklerine karşı da yeni hassasiyetler ortaya çıkarıyor.
Nepal hükümeti, felaketin ardından uluslararası yardım çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) ekiplerinin bölgeye sevk edildiği bildirildi. Bölge aynı zamanda jeopolitik açıdan da kritik bir konumda; Çin, Nepal ile olan sınırında güvenlik önlemlerini artırırken, Hindistan da bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyor. Himalayalar, Asya'nın devletleri arasında 'üçüncü kutup' olarak adlandırılan kritik bir su havzasına ev sahipliği yapıyor; buradaki buzulların erimesi, milyarlarca insanın su kaynağını oluşturan nehirlerin akışını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle, bölgedeki iklim değişikliği kaynaklı afetler, yalnızca Nepal ve Tibet için değil, tüm Asya için bir güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu felaket, Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı kırılganlığı ve afet yönetimi politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda sel, orman yangını ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarıyla sıklıkla karşı karşıya kalıyor. Himalayalar'daki buzul gölü taşkınları, iklim değişikliğinin sınır tanımadığını ve sadece kıyı bölgelerini değil, dağlık iç bölgeleri de tehdit ettiğini gösteriyor. Türkiye'nin, bu tür riskleri azaltmak için erken uyarı sistemleri, afet risk haritaları ve uluslararası işbirliği mekanizmaları geliştirmesi kritik önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak, iklim değişikliğinin güvenlik boyutuna dair farkındalığı artırması ve uluslararası platformlarda bu konuda öncü roller üstlenmesi gerekiyor.